İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter


Geri git   İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter > PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN SÜNNETİ,ÖRNEK HAYATI VE HADİS-İ ŞERİFLERİ > Siyer-i Nebi (S.A.V)

Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Forumları Okundu Kabul Et

Tebük´ten Sonra

Görüntülemeler : 20  √  Cevap Sayısı : 0

Görüntüleyenler Üyeler:   √ Misafir:1

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21-05-2008, 19:57   #1
ISRA
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 09-01-2008
Bulunduğu yer: Bir Garip Yolcu
Yaş: 32
Mesajlar: 4.194
Rep Gücü: 124
ISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 218
387 Mesajda 553 Teşekkür Aldı
Bayrak Tebük´ten Sonra

Tebük´ten Sonra




Bedir´den dönüş gibi, Tebûk´ten dönüş de üzüntülü olmuştu: yokluğu sırasında Peygamber (s.a.v.) ´in .kızların*dan biri daha, Ümmü Gülsüm (r.) ölmüştü. Bu sefer kızı*nın kocası da Medine´de değildi. Peygamber (s.a.v.) onun mezarı başında dua etti ve Osman (r.) ´a eğer bekâr bir kı*zı daha olsaydı kendisine vereceğini söyledi.

Sefere katılmayan münafıklar teker teker Peygam*ber (s.a.v.)´e gittiler ve özürlerini beyan ettiler. Peygam*ber (s.a.v.) onları, Allah´ın gizli düşünceleri bildiğini söy*leyerek uyarmasına rağmen, özürlerini kabul etti. Fakat geride kalan üç mü´mine, Allah´onlar hakkında hüküm verinceye kadar kendisinden uzak durmalarını ve diğer mü´minîere de bu üç kişiyle konuşmamalarını söyledi. Bu üç kişi Elli gün boyuûGa tttpEumdışı biı» hayat sürdüler; fakat ellinci gün sabah namazından sonra Peygamber (s.a.v.) mescidde Allah´ın onları affettiğini ilân etti. Bu ko*nu da nazil olan ayetler şöyleydi:

«(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı), öyle kî, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti. Ve O´nun dışında (yine) Al*lah´tan başka bir sığınacak olmadığını İyice anladılar. Sonra tev-be etsinler diye onların tevbezlni kabul et´i. Şüphesiz Allah (yal*nızca) O tevbelerî kabul edendir.» (Tevbe: 118).

Cemaat sevince boğuldu ve birçoğu güzel haberi onla*ra vermek için mescidden aceleyle çıktılar. İçlerinden en gençleri olan Ka´b İbn Malik (r.) şehrin dışında kendisine tek kişilik bir çadır kurmuştu. Daha sonraki yıllarda, yak*laşan bir atm ayak seslerini ve «Ey Ka´b, müjde» diye bir bağırma duyduğunu ve nasıl hemen secdeye kapandığını anlatırdı. Bu iyi haberin affedilme haberinden başka bir şey olamayacağından emindi. Ka´b daha sonra mescide git*ti. -Peygamber (s.a.v.)´e selâm verdiğimde» dedi, «yüzü sevinçten parlıyordu. Bana: «Annenden doğduğundan beri geçirdiğin en güzel gün için sevin» dedi. «Ey Allah´ın Rasu-lü, bu senden mi, yoksa Allah´tan mı?» diye sordum. «Ha*yır Allah´tan» diye cevap verdi. Allah´ın Rasulü sevinçli bir haberden memnun olduğunda yüzü ay gibi parlardı».

Havazin´in lideri Malik (r.) Müslüman olduğundan be*ri boş durmuyordu. Beni Sakîf hâlâ Taif´e girilmez diye kendileriyle övünebilirlerdi; fakat şimdi tüm yönlerden uzak ve geniş Müslüman topluluklarıyla sarılmışlardı ve gönderdikleri her kervan yağmalanabilirdi. Hatta deve ve koyunları bile Malik´in adamları alır diye otlamaya dışarı çıkaramıyorlardı. Yanısıra Malik´in adamları ellerine dü*şen Sakif´iiler, putperestlikten vazgeçmedikçe serbest bı*rakmayacaklarını ve öldüreceklerini ilân etmişlerdi. Birkaç ay sonra Taif´liler Peygambere (s.a.v.) İslâm´ı kabul ede*ceklerini bildiren, buna karşılık halkın, mallarının ve top*raklarının güvenlikte olmasını isteyen bir anlaşma yap*mak üzere bir delege göndermekten başka seçenekleri ol*madığına karar verdiler.

Tebük´ten Ramazan´ın başında dönülmüştü. Aynı ay içinde Taiften delegeler Medine´ye geldi. Delegeler konuk*severce karşılandılar ve onlar için mescidin yakınma bir çadır kuruldu. Eğer Müslüman olurlarsa yerleşim bölge*lerinin îslâm devletinin koruması altında olmasına karar verildi. Fakat Peygamber (s.a.v.î onların ba^ı isteklerini kabul etmedi. Delegeler Lafın üç yıl kadar tahrip edilme*di den durmasını istediler. Peygamber (s.a.v.} bu isteği geri çevirince iki yıla, sonra bir yıla indirdiler, en sonunda bir ay mühlet istediler. Peygamber Cs.a.v.) buna da hayır de*di Daha sonra ona putlarını kendi elleriyle tahrip etmeme*leri ve hergun beş vakit namaz kılmamaları için yalvardı*lar. Onlara: «Namaz olmayan dinde hayır yoktur» diyerek namaz kılmaları gerektiğini söyledi. Fakat putlarını kendi elleriyle tahrip etmemeleri konusundaki önerilerini kabul etti. Urve´nin yeğeni Muğire´ye delegeler ile birlikte gitme*sini ve Mekke´den kendisine yardım etmek üzere Ebu Süf-yan´ı alıp Lat´ı tahrip etmesini emretti.

Müslüman olduktan sonra delegeler Ramazan´ın geri kalanını Medine´de oruç tutarak geçirdiler ve daha sonra Taife döndüler. Ebu Süfyan gruba Mekke´de katıldı, fakat putu kıran, tek elli Muğire idi. Muğire´nin kabilesi, Urve ile aynı kaderi paylaşmasından korkarak onun için bazı koruma önlemleri almışlardı. Fakat kınlan put için feryat eden kadın seslerinden başka bir müdahale olmadı.

Şehrin teslim olmasına en çok üzülen iki kişi, ne şeh*rin vatandaşı ne de Lat´m bağlılarmdandı. Peygamber (s. a. y.) Mekke üzerine yürüdüğünde, Hanzala´nm babası Ebu Amir ve ciritçi Vahşi, kendilerine yenilmez bir şehir olarak görünen Taife sığınmışlardı. Fakat şimdi nereye sı*ğınabileceklerdi? Ebu Amir, Suriye´ye kaçtı ve orada ken*di kendine ettiği bedduayı yerine getirerek «yalnız ve yu*vasız bir sürgün» olarak öldü[1]. Sakîf li bir adam Peygam*ber (s.a.v.)´in Müslüman olan hiç kimseyi öldürmediğini söylediğinde Vahşi hâlâ nereye gidebileceğini düşünüyor*du. Vahşi, bunun üzerine Medine´ye gitti, Peygamber (s.a. v ) ´e gidip kelime-i şehadet getirdi. O, böyle yaparken mü´-m inlerden biri onu Hamza´yı öldüren köle olduğunu anladı ve: «Ey Allah´ın Rasulü, bu Vahşi» dedi. «Olsun» dedi Pey*gamber (s.a.v.), «Çünkü bir kişinin İslâm´a girmesi benim içm bin kâfiri öldürmekten daha iyidir». Daha sonra gözle*ri, önündeki siyah yüzde gezindi: «Gerçekten sen Vahşi misin?» diye sordu. Adam doğrulaymca: -Otur ve Hamzayı nasıl öldürdüğünü bana anlat» dedi. Adam anlatmayı bitirdiğinde Peygamber ,(s.a.v.): Yazıklar olsun, yüzünü benden uzak tut, bırak da sana bir daha bakmayayım»[2] dedi.

Ebu Amtr´in kuzeni îbn Ubey´e gelince, Tebûk´ten bir ay sonra hastalandı ve birkaç hafta sonra ölmek üzere ol*duğu anlaşıldı. Eski kaynaklar, onun nasıl öldüğü (mü´min olarak mı, münafık olarak mı) konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Fakat Peygamber (s.a.v.î´in onun başın*da cenaze namazı kıldığı ve kabri başında dua ettiği ko*nusunda hepsi aynı fikirdedirler. Bir kaynağa göre Ömer (r.), Peygamber (s.a.v.î namaz için yerini aldığında onun yanına gitmiş ve bir münafığa bu kadar lütufta bulunma*ması için ona karşı çıkmıştı. Peygamber (s.a.v.) ona gülüm*seyerek şu cevabı verdi: «Ömer, arkama geç. Bana bir se*çenek verildi, ben de seçtim. Bana:

«Sen, ister onlar İçin bağışlanma dile ya da istersen onlar tçin bağışlama dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlama di´:sen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz» (Tevbe: 5) ,

denildi. Eğer yetmiş defadan fazla bağışlanma dilediğimde Allah´ın onları bağışlayacağını bilsem dualarımın sayısını artırırdım»[3]. Daha sonra namazı kıldırdı, tabutun yanında mezarlığa kadar yürüdü ve mezarın başında durdu. Bun*dan kısa bir süre sonra münafıklar hakkında, şu ayet na*zil

«Onlardan ölen bitinin namazım hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar Allah´a ve Rasulüne (karşı) küfre sap*tılar ve fasıklar olarak öldüler.» (Tevbe: 84). Fakat başka kaynaklara göre[4] bu âyet Tebûk´ten dön*dükten hemen sonra nazil olan vahyin bir bölümü idi. Bu âyet İbn Ubey´e uygulanamazdı, çünkü Peygamber onu hastalığı sırasında ziyaret etmiş ve Ölümün yakınlığının onu değiştirdiğini görmüştü. İbn Ubey, Peygamber (s.a.v.) -den öldüğünde kefenlenmek için bir elbisesini ve kabre kadar tabutunun yanında gitmesini istemiş, O da bunu kabul etmişti. Daha sonra da: «Ey Allah´ın Resulü, ümit ederim ki tabutumun yanında dua eder ve günahlarımın affı için Allah´tan bağışlanmamı dilersin» demişti. Pey*gamber (s.a.v.) yine kabul etmiş ve O Öldükten sonra da sözünü yerine getirmişti. Tüm bu olaylar sırasında ölen adamın oğlu Abdullah da vardı.

Peygamber (s.a.v.)´e elçiler gönderen tek kabile Saklf değildi. «Heyetler yılı» olarak anılan Hicret´in bu dokuzun*cu yılında Medine´ye Arabistan´ın her tarafından daha bir çok elçiler geldi. Bunlar arasında Yemen´in çeşitli bölgele*rinden gelen elçiler ve putperestliği bırakıp Müslüman ol*duklarını duyuran dört Himyerli Prensin mektupları da vardı. Peygamber (s.a.v.) onlara samimiyetle cevap verdi; onlara İslâm´ın emirlerini haber verdi. «Dinine bağlı olan bir yahudi veya bir hristiyanın dininden döndörülmeyece-ğini, fakat cizye (haraç) ödeyip, Allah´ın Rasulü´nûn hi*mayesi altında olacağını»[5] belirterek yahudi, hristiyan ve Müslümanlardan vergi toplamak üzere göndereceği elçile*re iyi davranmalarını emretti. Dinsel ayrılıklarla ilgili ola*rak nazil olan bir âyette şöyle denilfyordu.:

«Sizden her biriniz için bîr şeriat ve bir ydl yöntem kıldık. Eğer Allah[6] dileseydi, sizi bir tek ümmetten kılardı; ancak (bu) si*ze verdikleriyle sizi denemesi İçindir. Artik hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah´adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir» (Maide: 48).

Gelen heyetlerin hepsinden sonuç alınamıyordu. Bı´r Ma´un´daki katliamdan sorumlu olan Amir İbn Tufeyl şim*di Beni Amir´in başına gelmiş ve kabilesinin baskıları so*nucunda Medine´ye gelmek zorunda kalmıştı. Fakat cahil bir adamdı. İslâm´a karşılık Peygamber (s.a.v)´den kendi*sini halifesi olarak ilân etmesini istedi. Peygamber (s.a-v.). «O ne senin içindir ne de kabilen içindir» dedi. «O halde», dedi Amir, «Sen şehirlileri yönet, bana da göçebeleri ver... «Hayır» dedi. Peygamber (s.a.v.); «fakat sana süvarilerin idaresini veriyorum, çünkü sen atlardan anlayan bir adam*sın.» Bedevi lider için bu yeterli değildi. Hor görerek; «Bir-şeyim olmayacak mı yani?» dedi. Geriye dönerek: «Her ta*rafı sana karşı atlılar ve yayalarla dolduracağım» dedi. O gittikten sonra Peygamber (s.a.v.) dua etti. «Allah´ım, Be*ni Amir´e hidayet ver ve Tufeyl´in oğlu Amir´in şerrinden İslâm´ı kurtar.» Amir yolda bir saldırıya uğradı ve eve varmadan öldü. Kabilesi yeni bir temsilci kurulu gönder*di ve anlaşma yapıldı. Şair Labîd (r.) de elçilerden biriydi ve Müslüman olmuştu. Bundan sonra şairliği bırakmak is*tediği söyleniyordu. «Buna karşılık ´ Allah bana Kur´an´ı verdi» demişti. Fakat yine de yeteneklerini dinin hizmetin*de kullanarak Ölünceye dek şiir yazmaya devam etti.

Hac zamanı yaklaşıyordu. Peygamber (s.a.v.) hacılarla ilgilenme görevini Ebu Bekir (r.)´e verdi. Ebu Bekir (r.) Medine´den üçyüz kişiyle yola çıktı. Fakat onlar gittikten kısa bir süre sonra, Müslüman ve müşrik Mekke´ye giden tüm hacıların duyması gereken önemli bir âyet nazil oldu. Peygamber (s.a.v.) «Bana benim ailemden birinden başka*sı temsilci olamaz» dedi ve Ali (r.) ´e tüm hızıyla gidip hacı*lara yetişmesini söyledi, inen âyetleri Mina´da okuyacak ve o yıldan sonra Kâ´be´ye çıplak girilemeyeceğini ve put*perestlerin son defa Haç yaptıklarını ilân edecekti.

Ali Cr.) yetiştiğinde Ebu Bekir (r), topluluğa kuman*da etmek üzere mi geldiğini sordu. Ali (r.) onun kumandası altında olacağını söyledi ve birlikte yola çıktılar. Na*mazları Ebu Bekir kıldırdı ve hutbeleri de o okudu. Bay*ram günü, tüm hacılar kurbanlarını kesmek üzere Mina vadisinde toplandıklarında Ali (r.) ilahî mesajı açıkladı. Mesajın konusu, putperestlere serbestçe gidip gelme için dört ay mühlet verildiği, bu süreden sonra Allah´ın ve Ra-sulü´nün onlara, karşı bir sorumlulukları olmayacağıydı.

Onlara savaş ilan edilmişti. Bundan sonra görüldükleri yerde öldürülecek ya da esir alınacaklardı[7]. İki istisna ya*pılmıştı Peygamber (s.a.v.)´le özel anlaşması olan ve bu an*laşmaya uyanlar anlaşma süresi bitinceye etek güvenlikte olacaklardı, eğer bir putperest himaye isterse ona himaye verilecek, îsîâm ona tebliğ edildikten sonra emin bir yere yerleştirilecekti. Putperestlerin çıkarılmasıyla sadece tica*retlerinin durgunlaşacağını değil değerli hediyelerden de mahrum kalacaklarını zanneden yeni Müslüman olan Mekke´lilere hitaben yeni bir âyet nazil olmuştu:

«Ey iman edenler, müşrikler ancak pisliktirler; öyleyse bu yıl*larından sonra artık Mesciâ-i Harama yaklaşmasmlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız. Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar. Hiç şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.» (Tevbe: 25).

Peygamber (s.a.v.) Hicret´ten sonra onuncu yıl olan ertesi yıl hemen hemen tümünü evde geçirdi. İbrahim, yü*rümeye başlamıştı ve henüz Konuşmaya başlıyordu. Ha*san (r.) ve Hüseyin (r.)´in, Zeyneb Cr.) adında bir kızkar-deşleri olmuştu ve Fatıma (r.) dördüncü bir çocuk bekli*yordu. Ailenin diğer yakınları arasında Cafer (r.)´in üç oğlu vardı. Cafer´in ölümünden sonra Esma (r.) ile evlen*diği için bu üç çocuk Ebu Bekir (r.)´in üvey oğullan olu-

yordu. Esma (r.) da bir bebek bekliyordu. Peygamber (s.a. v). Esma´nm kardeşi Ümmü´1-Fadl (r.)´ı çok severdi. Mek*ke´de iken sık sık onu ziyaret etmek adetiydi. Abbas (r.) Medine´ye yerleştiğinden beri yine sık sık ziyaret ediyordu. En büyük oğulları Fadl fr.) olgunlaşmış ve Peygamber (s. a.v.) tarafından sevildiğini gösteren birçok olayla karşı*laşmıştı. Bunlardan biri de, Peygamber (s.a.v.)´in Meymu-ne (r.)´de kaldığı zamanlar, yeğeni Fadl (r.)´ı onunla-bir*likte kalmaya davet etmesiydi.

Delegeler bir önceki yıl gibi gelmeye devam ediyordu Bunlardan biri, Peygamberle (s a.v) anlaşma yapmak isteyen Necran hris Uyanların d andı. Onlar Bizans yönetimin-deydiler ve geçmişte Konstantinapol´den birçok yardım gör*müşlerdi. Altmış itişi olan delegeleri Peygamber (s a.v.) Mescid´de kabul etti. Onların dua etme vakti geldiğinde Peygamber (s.av.) onların doğuya dönerek dua etmelerine izin verdi.

Kaldıkları sürece yapılan görüşmelerde birçok ilkelere değinildi, isa´nın kişiliği hakkında Peygamber (s.a.v)´le arasında birçok anlaşmazlıklar çıktı. Bunun üzerine şu âyetler nazil oldu-

«Şüphesiz, Allah ka´ında İsa´nın durumu, Adem´in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı[8], sonra da «ol» demesiyle o he*men oluverdi. Gerçek, Rabbindendir. öyleyse kuşkuya kapılanlar*dan olma. Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle «çekişip-tartışmalcra girişirlerse» de ki: «Gelin oğullarımı*zı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve ken*dinizi çağıralım, sonra kcrşthkh lanctleşelim de Allah´ın lanetini ya*lan söylemekte olanların üs´üne kılalım.» (Al-i Imran: 59-61}.

Peygamber (s.a.v.) bu âyetleri hristiyanlara okudu ve onları kendisi ve ailesi ile buluşup âyette Önerilen şekilde

anlaşmazlığı çözmeye davet etti. Onlar düşüneceklerini söylediler, ertesi gün Peygamber (s.a.v.)´e geldiklerinde, Ali (r.)´nin, Fatıma lr.)´nın ve iki oğullarının yanında ol*duğunu gördüler. Peygamber (s.a.v.) büyük bir aba giy*miş ve hepsini de içine alacak şekilde yaymıştı. Bu neden*le bu beş kişiye, «ehl-i aba» denirdi. Hristiyanlara gelince, anlaşmazlığı artık daha fazla devam ettiremeyeceklerini anladılar. Peygamber (s.a.v.î onlara, vergi vermeleri karşı*lığında kendilerinin, kiliselerinin ve tüm diğer mallarının İslâm devletinin koruması altında olacağını vadeden bir anlaşma yaptı.

Bu yılın ilk aylarında süren neşeli mutluluk İbrahim´*in hastalanmasıyla birlikte sona erdi. Bir süre sonra onun uzun süre yaşamayacağı ortaya çıktı. Onu annesi Mariye (r.) ve teyzesi SirînCr.) tedavi ediyorlardı. Peygamber (s. a.v.) onu sık sık ziyaret ed´yordu ve ölürken yanındaydı. Çocuk son nefesini verdiği ide kucağına aldı ve gözlerin*den yaşlar boşandı. Onun yas ve feryadları yasaklaması, ölüm sonrasındaki tüm üzüntü belirtilerini de yasaklamış olduğu anlaşılıyordu. Bu yanlış anlama hâlâ bazı zihinleri meşgul ediyordu. Abdurrahman İbn. Avf (r.): «Ey Allah´ın Rasulü, sen bunu ağlamasını kastederek yasaklama*dın mı? Müslümanlar seni ağlarken görürlerse onlar da ağ*larlar» dedi. Peygamber (s.a.v.) yine ağlamaya devam etti ve konuşabilecek hale geldiğinde: «Ben bunu yasaklama*dım. Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir. Merhametli olmayana merhamet olunmaz. Ey ibrahim, eğer tekrar bu*luşma va´di olmasa, bu herkesin geçmek zorunda olduğu bir yol olmasa ve son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bil*in eşek, senin için daha fazla üzülürdük. Yine de senin için çok üzülüyoruz, ey İbrahim. Göz ağlar, kalb hüzünlenir, Allah´ın gücüne gidecek birşey söylemiyoruz» [9]dedi.

İbrahim´in Cennette olduğunu söyleyerek Mariye (r.) ve Şirin (r.)´i teselli etti. Onları bir müddet yalnız bıraka tıktan sonra Abbas (r.) ve Fadl (r.) ile birlikte döndü, îki yaşlı adam oturmug onu seyrederken genç adaın cenazeyi yıkadı. Daha sonra, cenaze mezarlıktaki küçük mezarına kondu. Üsame (r.) ve Fadl Cr.) çocuğu mezara uzattıktan sonra Peygamber Cs.a.v.) cenaze namazını kıldırdı ve kab*rin başında oğlu için dua etti. Mezara toprak atıldığında hâlâ mezarın başındaydı. Daha. sonra bir kırba su getirme*lerini ve mezarın üstüne serpmelerini emretti. Atılan toprağın yüzeyinde dengesizlik vardı, buna işaret ederek: Sizden biriniz birşey yaptığında, onu mükemmel yapsın» dedi. Toprağı eli ile düzelterek yaptığı iş için «Bu ne iyilik ne de zarar verdi, fakat hüzünlenenin gönlünü ferahlattı»[10] dedi.

Peygamber (s.a.v.) birçok kez, yaptığı her dünyevi işte kişinin mükemmeli araması gerektiğini vurgulamıştır. Bir*çok sözü de bu amacın dünyevi olmadığını ve uhrevi ol*duğunu belirtir. Ali, Peygamberin (s.a.v.) bu konudaki tu*tumunun şu sözlerle özetlenebileceğini söylemiştir: «Her za*man yaşayacakmış gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gi*bi ahiret için çalış.» Her zaman ayrılmaya hazır olmak, her zaman uhrevi olmaktır. Peygamber (s.a.v.): «Bu dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol»[11] demiştir.

İbrahim´in öldüğü gün, cenaze gömüldükten sonra bir güneş tutulması olmuştu. Bazıları bunu Peygamber (s.a. v´Jin üzüntüsüne bağladılar. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): «Ay ve güneş Allah´ın işaret ayetlerindendir. Onla*rın ışığı hiçbir insanın ölümü için kesilmez. Onların tutul*duğunu görürseniz, aydmlanmcaya kadar dua edin.»[12] dedi.





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bak Bol. 30

[2] I. I. 536.

[3] I. I. 0L7.

[4] Mirkhand, Ravdat os-Sâfa II Cilt, 2. 55, 671-2 eski kaynakları zikredcr. Brk. B. XXIII, 76

[5] I. I. 953

[6] Daha ünce de belirttiğimiz gibi Kur´an´da birinci şahıstan üçuncu şahısa (Biz... Allah) geçiş sık sık kullanılır.



[7] Bismillah er-Rahman er.Rahim kelimeleriyle başlamayan tek curo olan Tcvbe Suresinin başında .esirgeme ve bağışla*ma iü]mlorinin zikrcdilmemesi bu mesaim sertliğini vurgu*lar.

[8] Buradaki sözler «annesinin rahminde» diye anlaşılmalıdır, Çünkü Isa?nın, Adem´in yaratılışı gibi birden bire yetişten olarak: yaratılması sözkonusu değildir.



[9] I. S. I/l, 88-9.

[10] Agc.

[11] B. LXXXI, 3.

[12] I. S. I./l, 88-9.



ISRA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   ISRA nickli üyeye özel mesaj gönderin ISRA tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Tags: ,

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
16- Bab: Güneş Meyl Ettikten Sonra Yola Çıktığı Zaman Öğle Namazını Kılar, Sonra Bine aşküma Namazın Kısaltılması Babları 0 02-05-2009 04:47
33- İkindiden Sonra ve Bir de Sabah Namazından Sonra Müstesna: Namaz Kılmayı Kerih Gö aşküma Namaz Vakitleri 0 02-05-2009 02:25
Tebük ISRA Siyer-i Nebi (S.A.V) 0 21-05-2008 19:56
Tebük Gazvesinden Dersler ISRA İslam Tarihi 0 01-05-2008 18:07
Tebük Savaşı ISRA İslam Tarihi 0 30-04-2008 22:09



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Saat 11:10.

Forum Saati + 2 Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

www.ilimhazinem.com

627 631 632 634 635 636 638 639 642 643 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 681 682 683 685 686 688 689 699 700 701 702 703 704 705 712 717 718 719 720 721 722 724 725 726 727 728 729 730 731 732 734 735 736 737 738 739 740 742 743 744 745 746 753 758 760 761 762 763 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 787 788 789 790 791 792 793 795 796 797 800 801 802 803 805 806 808 809 810 811 814 818 819 820 821 822 824 825 826 827 832 833 836 837 838 839 840 841 842 844 845 846 850 851 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 906 908 909 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 944 945 947 949 952 953 954 955 958 967 970 971 973 980 981 984 987 988 989 990 991 992 993 994 995 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1124 1125 1128 1129 1130 1131 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164