Yaklaşık on yıl önce, Hz. İbrahim’in tevhid mücadelesini okuduğum bir eserde, O ve ailesi için şöyle bir ifade kullanılmıştı: “Her bir ferdiyle şeytana haddini bildirmiş bir aile.” Aradan geçen bunca yıla rağmen, müslüman aile tasvirinde, gönül dünyam için bundan daha etkili bir ifadeye rastlamadım. Kadın, erkek ve çocuk üçlüsünün temsil edildiği toplumun en küçük birimini, Hak adına kurmak ve Hak adına devam ettirmenin timsali oldu benim için İbrahim ailesi. Öyle bir aile ki, âdeta bir mübarek medrese… Sabır, teslimiyet ve sorumluluk bilincinin okutulduğu bir medrese… Zaman zaman, şeytanın eliyle gönderilen imtihan sorularına, tereddütsüz, hatasız, eksiksiz cevaplar verip, Hakiki Mürebbi olan Rabb-ül Âlemîn’in takdirine mazhar oluş…
Hem teslim olmuş bir babayı, hem teslim olmuş bir anneyi, hem de teslim olmuş evladı görürüz biz onlarda. İlim ve muhabbetin mecz olmuş halini buluruz Baba İbrahim’de. Zayıf ve hassas yaradılışın, imanın gücüyle şaha kalkışını ve anneliğin ruhundaki yankılarıyla, say ü gayretin kahramanı oluşa şahit oluruz Anne Hacer’le. Ya Evlat İsmail… O, Allah yolunda canını feda etmeye hazır, incecik boynunu “ilahî takdir ” önüne uzatmış, rıza makamının zirvesinde.
Evet, çıktıkları iman ve teslimiyet yolculuğunda, yollarının üstüne oturmuş kendilerini bekleyen şeytan karşısında uyanık ve dimdikler. Hem babalık merhameti, hem annelik şefkati, hem de ölüm korkusu kisvesine bürünüp farklı yöntemlerle teslimiyet sınavını vermek üzere olan bu kıymetli şahsiyetleri yollarından alıkoymaya çalışan İblis’in büyük hüsranı… Bu öyle bir hüsran ki, Hz. İbrahim ve ailesinin yolundan giden her mü’min ve mü’minenin, hak yolundaki mücadelesiyle tazelenmekte. Çünkü, onlar, hayatlarıyla, ilahî muhabbet ve teslimiyetin örneği oldular arkalarından gelenlere.
Ve İbrahim(as), dost olmak için teslim olmak gerektiğini öğretti bizlere. Teslimiyetin zirvesinde “Halilullah” ikramıyla ödüllendirilen o mübarek peygamber, almanın, tüketmenin hüküm sürdüğü bu çağın insanına, “vermenin”, “sunmanın” talimini yaptırıyor her hac mevsimi, her Kurban Bayramı. Dağılmış sevgileri, ilahi sevgide birleştiren; çatallanmış yolları dosdoğru bir yolda buluşturan tevhid kahramanı bu kutlu aileye selam olsun!
Bizler, hem fert, hem de aile olarak onların izlerinden gitmeye, savaştıklarıyla savaşıp, inandıklarına inanmaya ve bu yola ömrümüzü adamaya, böylece İlahî Rahmete sığınmaya ne de muhtacız! Gayretlerimiz, çalışmalarımız duamızdır. Duamız, ümidimizdir. Mevlana’nın cümleleriyle “Gerçekten, bin yıl gitseniz ilk durağa varamazsınız. Bununla beraber, bu yolda bacaklarınızda derman kesilene kadar ve bayılana kadar, bir adım bile atmaya takatiniz kalmadığında, Allah’ın lütfu sizi kollarına alacaktır.”