İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter


Geri git   İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter > PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN SÜNNETİ,ÖRNEK HAYATI VE HADİS-İ ŞERİFLERİ > (S.A.V.)'in Ashab-ı Kiramı

Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Forumları Okundu Kabul Et

Hz ömer ömerin Yerini Kim Tutabilir

Görüntülemeler : 285  √  Cevap Sayısı : 31

Görüntüleyenler Üyeler:   √ Misafir:1

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 04-01-2009, 23:38   #11
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Kaldır bu yemeği
Hazret-i Ömer bir kıtlık zamanında, bir deve kesip, Medine’nin fakirlerine bölüştürün diye emretti. Bölüştürme işini yapan hizmetçi, o devenin kıymetli yerlerinden bir miktar alıkoyup, halife için güzel bir şekilde pişirip, iftar zamanında sofraya getirdi. Hazret-i Ömer, bu et neredendir diye sordu. Hizmetçi dedi ki; ya Emir-el müminin! Emriniz ile fakirlere teslim olunan deve etinden sizin hissenizdir. Rengi değişip, buyurdu ki; Vay benim gibi valiye ki, fukaraya kötü yerini verip, kendisi için en güzel yerinden alıkoyuyor. Şimdi, ya hizmetçi, bir daha böyle etme. Kaldır bu yemeği. Fakirlerden, çoluk-çocuğu olan bir kimsenin evine götür ver, yesinler. Bana yine evvelki âdet üzere yemek getir ki, halife olan kimsenin haftada bir kere et yemesi kâfidir.

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (04-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:38   #12
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Siz halife hanımı olmasaydınız
Hazret-i Ömer bir gün evine geldiğinde, hanımları bir tabak içine koydukları mücevherleri seyrediyorlardı. Nereden geldi bunlar diye sordu. Rum kayserinin hanımlarından kendilerine hediye geldiğini söylediler. Hazret-i Ömer buyurdu ki, eğer siz halife hatunu olmasa idiniz, size bu cevherlerin birisini göndermezlerdi. Size gelen de, halifeye gelen de Müslümanların beyt-ül-malınındır.
Kıymetli hediyeleri alıp, beyt-ül-mala verdi

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (04-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:39   #13
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
İslam şerefi yetmez mi?
Hazret-i Ömer hilafeti zamanında, Şam şehrine gitmek icap etmişti. Eshab-ı güzinden bir cemaati de yanlarına alıp, Medine’den yola çıktılar. Hazret-i Ömer’in bir deveden başka bineceği yoktu. Mugire adlı bir köle var idi. Bir saat Hazret-i Ömer o deveye binerdi, bir saat de Mugire binerdi. Şam şehrine girecekleri vakit, deveye binmek sırası Mugire’de olup, o biniyordu. Eshab-ı güzin, Hazret-i Ömer’e gelip, efendim, bu saatte deveye siz binseniz dediler. Hazret-i Ömer, önce sıra benim idi, bu saat sıra Mugire’nindir. Deveye niçin ben bineyim diye sordu.

Eshab-ı güzin, Şam şehrine girilecektir. Şam şehrinin bütün ileri gelenleri, sizi karşılamaya gelirler. Onlar atlı, siz halife iken yaya yürümek münasip olmaz. Lütfunuzdan ümit ederiz ki, ricamızı makbul tutup, red etmeyiniz dediler.

Hazret-i Ömer huzursuz olup, siz bu evhamdan kurtulmadınız mı? Bize İslam şerefi yetmez mi! İslam dininden daha büyük ve şerefli bir nimet var mıdır! Bu nimeti ve bu izzeti Allahü teâlâ bize ihsan etti. Dini İslam tacını başına koymak, kime müyesser olmuştur. Resulullahın getirdiği İslam elbisesini arkamıza giydirdi. Kelime-i şehadeti dilimize çırağ eyledi. Kur'an-ı azim ile kalbimizi münevver etti. İslamiyet'in kadrini acaba niçin anlamamışsınız ki, kendinizi halka, at ile, elbise ile göstermek istersiniz. Yalnız Habib-i ekremin ümmeti olmak şerefi bize yetmez mi, diye cevap verince, kimse bir şey diyemedi. (M. Ç. Güzin)

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:39   #14
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Adalet etmek senin nasibindir
Hazret-i Ömer, Resulullah ile bütün savaşlara iştirak edip, kâfirlere karşı kahramanca savaştı. Bedir ve Uhud gibi hayati öneme haiz savaşlarda devamlı Resulullahın yanında yer aldı. Hendek savaşında önemli bir yeri tutup düşmana mani oldu.

Hayber fethinden sonra hissesine düşen ganimet malı araziyi vakfetti. Mekke’nin fethinde bulundu. Huneyn savaşına katıldı. Tebük seferinde bütün malının yarısını verdi.

10 sene 6 ay ve 7 günlük hilafeti zamanında, iki büyük devlet olan Bizans ve Sasani devletlerinin hakimiyeti altında olan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı İslam devletinin sınırları içine aldı. 1036 büyük şehri zaptetti. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan ve 2 milyon km2.den büyük olan İslam devletini, kurduğu mükemmel müesseselerle çok güzel idare etti. Davalara bakması için mahkemeler, adli teşkilatlar, suç ve zabıta işlerine bakan, satıcıları kontrol eden, halkın birbirleriyle olan münasebetlerini düzenleyen teşkilatlar kurdu. Onun zamanında 4.000’den fazla yeni cami yapıldı. Yollar, köprüler inşa edilip, su kanalları açıldı. Fakir çocuklara maaşlar verildi. Mescid-i Haram’ı ve Mescid-i Nebevi’yi genişletti. İslamiyet’i yaymak için her tarafta okullar açtırdı. Çok adil, abid, merhametli, alçak gönüllü olup fakirlikle yaşardı. O kadar adaletli idi ki, Ömer’in adaleti sözü dillere destan oldu.

Âlimler ittifak etmişlerdir. Hazret-i Ömer’den sonra, dünyada kimseye Hazret-i Ömer dirliği gibi [idaresi gibi] dirlik verilmedi. Kimse onun yoluna varamadı. Hilafetinde, (Dicle nehri kenarında koyun güden çobanın, bir koyunu zayi olsa, korkarım ki, onu Allahü teâlâ, niçin çobanın koyunlarını gözetmedin diye benden sorar) der idi.

Bir gün Hazret-i Ömer öğle sıcağında kendi soyunup, sadaka develerini bağlıyordu. Dediler, ya Emir-el-müminin! Niçin sen kendin zahmet çekersin. Bir kişiye buyurun, o bağlasa, olmaz mı? Buyurdu ki, bunlar fakirlerin hakkıdır. Allahü teâlâ beni bunlara çoban etti. Fakirlerin işlerini kendim görmem lazımdır. Zira ahirette benden sorarlar. Bir kişi dedi, ya Emir-el-müminin! Sana yakın olanların işlerini sen kendin görürsün. Uzak olanların işini nasıl görürsün? Buyurdu ki, inşALLAH (c.c)ü teâlâ bir sene gezeceğim. Nice gücü yetmez, fakir ve hastalar vardır. Kendim onların kapılarına varıp, ihtiyaçlarını göreceğim.

Hazret-i Ömer her yere bir amir gönderirdi. Ona bir vasiyetname verir, ne yapması icap ettiğini bildirirdi. Eğer dediğimden dışarı çıkarsan, ben senden uzağım derdi. Bir ferman da o tarafın ahalisine gönderir, eğer bu kişi emirlerime uyar ise, ona itaat ediniz, uymaz ise itaat etmeyiniz derdi.

Abdurrahman bin Avf der ki, Ömer geceleri şehri gezer, kontrol ederdi. Bir gece benim evime geldi. Ya Abdurrahman, bu gece şehrin kenarına bir kervan geldi. Korkarım ki, eşyaları kaybolur. Gel, gidip bu gece onları bekleyelim, dedi. Vardık, sabah oluncaya kadar onları bekledik.

Hazret-i Ömer’in, kuru arpa ekmeği yemek âdeti idi. Kalın kumaştan gömlek giyerdi. Birçok gazalar yaptı. O kadar vilayetler feth etti ki, o kadar mal ve menal onun katına geldi ki, kimseye o kadar gelmedi. Arab ve Acem ve Rum beyleri ikramlar edip, hükmüne baş eğdiler. O kadar şehir imaret etti ki, had ve hesabı yoktu. Meşrık ve magrib arası, tâ Ceyhuna ve Azerbaycan, Horasan derbendine ve Amman, Kirman, Mısır, Şam ve Ruma varıncaya kadar; bütün beldeler onun hükmüne baş eğdi.

Hatta, Hazret-i Ömer’in zamanında sekizbin camide cuma kılmak müyesser oldu. Büyük gazalar yaptı. Bu kadar memleketleri feth eylemek, ezelde ona takdir olmuştur. Her nereye asker gönderse, mensur ve muzaffer olup, salimen, ganimetler ile geriye dönmüşlerdir. Ordusu hiç mağlup olmadı. Tedbirli ve tedarikli ve adaletli idi. Hilafeti zamanında yemesi ve içmesi hiç değişmedi, fazlalaşmadı. Hiçbir zaman hatırlarına kibir gelmedi, büyüklenmedi. Sonu pişmanlık, üzüntü olacak iş yapmadı. (Taberi tarihi)

Hazret-i Ömer’in, Peygamberler ve Hazret-i Ebu Bekir’den sonra insanların en üstünü olduğu hadis-i şeriflerle de bildirilmiştir. Bu hususta eshab-ı kiramın icmaı hasıl olmuş ve bütün Ehl-i sünnet alimleri bunu bildirmiştir. Bu ümmetin en büyük alimlerinden İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri Fıkhu’l-Ekber’de buyuruyor ki:
Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekri Sıddık, sonra Ömer ül-Faruk, sonra Osman-ı zinnureyn, daha sonra Aliyyül mürtedadır.

Evliyanın büyüklerinden, imam-ı Muhammed Parisa hazretleri Faslülhitab’da diyor ki:
Hazret-i Ali buyurdu ki: Beni, Ebu Bekir ve Ömer ve Osman’dan üstün tutan münafıktır.

Bir gün Resulullah efendimiz otururken, yanına Hazret-i Ömer geldi. Server-i âlem buyurdu ki:
(Ya Ömer, bana "Adalet nurunu, Ömer bin Hattaba ver” ilahi emri geldi. Şimdi sana verdim. Cihanda adalet etmek senin nasibindir.) [M. Ç. Güzin]

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:40   #15
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Ümmetimden bir evliya varsa
Eshab-ı kiramın tamamı evliya idi, hatta diğer evliyanın her birinden de yüksek idi. Hepsi de keramet sahibi idi. Peygamber efendimiz Hazret-i Ömer’e ikram olmak için buyurdu ki:
(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı şeyleri haber veren keramet ehli zatlar vardı. Ümmetimin içinde de Ömer onlardandır.) [Buhari, Müslim, Tirmizi]

(Hiçbir Peygamber yoktur ki, ümmetinde evliya bulunmasın. Eğer benim ümmetimden bir evliya varsa o da Ömer’dir.) [İ. Sa'd]

Hazret-i Ömer, Medine’de kalabalık bir cemaate hutbe okurken, İran’a gönderdiği ordunun mağlup olmak üzere olduğunu görüp, kumandana Ya Sariye arkanı dağa ver buyurdu. O da, dağa yanaştı ve zafere kavuştu. (Şevahid-ün nübüvve)

Hazret-i Ömer halife iken, Eshab-ı güzinden birisini komutan tayin edip, İslam askeri ile gazaya göndermişti. Askerler gittikten sonra bir gün Hazret-i Ömer oturduğu yerde, üç kere sesli olarak (Lebbeyk) dedi. Kimse bunun sırrına vakıf olmayıp, sormaya da kimse cesaret edemedi. Bu hâlin olduğu günün tarihini yazıp, bakalım bunun aslı nedir, dediler.

Bir zaman sonra o komutan ve askerleri, nice fetihler yapıp, salimen ve ganimetler ile geri geldiler. Komutan, Hazret-i Ömer’e sefer durumunu bir bir anlattı. Hazret-i Ömer hiç iltifat etmedi, buyurdu ki, ya o yiğidin hâli ne oldu? O da, ya Ömer! Kasd ile olmadı, [Önümüze su çıktı. Askerin geçmesi için, suyun derinliğini tam anlamak istedim. Ona suya gir, karşıya geç dedim. O da girdi, beş on adım gitmeden boğuldu. Boğulmadan önce Ya Ömer diye üç kere bağırdı. Yüzme bilmiyormuş. Orada hata ettim] dedi. Hazret-i Ömer kızıp, eğer benden sonra âdet olmayacağını bilsem, şimdi cezanı verirdim senin. Git o yiğidin evladına diyetini öde dedi. (M. Ç. Güzin)

Hazret-i Ömer, Amr ibni As’ı, Mısır üzerine gönderdi. Mısır feth olundu. Amr ibni Ası Mısır’a vali tayin etti. Bir kaç aydan sonra, Mısır ahalisi Amr ibni As hazretlerinin huzuruna varıp, (Bu Nil ırmağının bir âdeti vardır ki, onsuz taşmaz ve suyu kesilir) dediler. Amr ibni As, o âdet nedir deyince, (Âdeti odur ki, üzerimizde olan aydan on iki gün geçince, bir kız çocuğu buluruz. Anasını ve babasını mal ile razı ederiz. O kızı nefis elbiseler ile süsleyip, Nil ırmağına bırakırız) dediler.

Amr ibni As, bu yanlış bir iştir. İslam'da böyle bir iş yoktur. Muhakkak İslam, bütün kötü âdetleri ortadan kaldırmıştır, dedi ve öyle yapmamalarını emretti. O tarihten üç ay geçti. Nil nehrinin suyu artmadı. Ahalisi başka yerlere göç etmeye başladılar. Hazret-i Amr, bu hâli Hazret-i Ömer’e mektup yazarak bildirdi. Hazret-i Ömer cevabında yazdı ki, iyi etmişsin, sevap olmuştur. Mektubumun içine bir parça kağıt koydum. Onu Nil ırmağına bırak.

Mektup Amr’a geldi. O kağıtta şu satırlar yazılı idi:
(Ömer’ibnül Hattab’dan Mısır’ın Nil nehrine. Önceden akıyor idin. Şimdi akmıyorsun. Vahid ve Kahhar olan Allah seni akıtır. Senin akman için Vahid ve Kahhar olan Allah’a dua ediyorum.)

Amr bin As o kağıt parçasını, Nil nehrine bıraktı. Ertesi gün, Nil nehri onaltı arşın yukarı kalkıp, su seviyesi yükseldi. O vakitten sonra, o yaramaz âdetten Mısır ahalisi kurtuldu.

İmam-ı Müstagfiri haber verdi ki, Hazret-i Musa, Firavunun üzerine beddua etti. Hak teâlâ Nil ırmağının suyunu kesti. Halk etrafa dağılmaya başladı. Sonra toplanıp, Musa aleyhisselama gelip, bizim için dua eyle, ki Nil geri aksın diye yalvardılar. Musa aleyhisselam belki imana gelirler diye dua etti. Sabah oldu. Gördüler ki Nil onaltı zra yukarı kalkıp, akar. Hak teâlâ o ihsanı, yani Musa aleyhisselam gibi büyük bir Peygambere ihsan ettiği mucizeyi, ümmet-i Muhammedden Ömer hazretlerine keramet olarak verdi. (Şevahid-ün nübüvve)

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:40   #16
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Cennet ehlinin ışığı
Hazret-i Ömer’in hilafeti zamanında, bir gazadan çok mal getirmişlerdi. Hazret-i Ömer ganimet malını taksim eder iken Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin’e biner dirhem verip kendi oğlu Abdullaha beşyüz dirhem verince, oğlu Abdullah hikmetini merak edip sordu. Dedi ki: Efendim, yetişmiş yiğit olan ve nice defa gazaya gidip ve Resulullahın önünde kılıç çekip, nice başlar düşürmüşken, bana beşyüz dirhem verdin. Hasan ile Hüseyin ki, henüz taze yiğitler olmasına rağmen onlara biner dirhem verdin.

Hazret-i Ömer buyurdu ki:
(Ya Abdullah, onlar kim sen kim! Sen onlar ile kendini bir mi tutuyorsun? Onların, Resulullah gibi dedeleri var. Ali gibi babaları, Fatıma gibi anaları var. İbrahim gibi dayıları, [İbrahim, Resul-i ekremin oğludur.] Ümmi Gülsüm ve Rukayye gibi teyzeleri, Cafer ve Ukayl gibi amcaları var.)

Hazret-i Ömer’in böyle söylediğini, Hazret-i Ali işitti ve buyurdu ki:
Resul-i Ekrem, (Ömer, Cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur) buyurmuş idi. Bunu boş yere buyurmamıştır. Böyle söyleyince, Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin, Hazret-i Ömer’in yanına varıp, Resulullahın böyle buyurduğunu müjdelediler.

Hazret-i Ömer, sahabe-i güzinden bir cemaat ile yerinden kalkıp, Hazret-i Ali’nin yanına gelip, ya Ali, sen Resulullahtan (Ömer, Cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur) diye işittin mi? Hazret-i Ali de, evet dedi. Öyle ise şimdi bana bunu yaz dedi. Hazret-i Ali de yazdı. Hazret-i Ömer o yazıyı alıp, oğlu Abdullah’a verdi ve (Ben vefat ettiğimde, bunu kefenime sarasın, bununla Allahü teâlânın huzuruna çıkayım) buyurdu. (M. Ç. Güzin)

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:41   #17
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Osman bin Affân ibn Ebi’l-Âs ibn Ümeyye ibn Abd-i Şems ibn Abd-i Menaf el-Kureşî el-Ümevî. Fil vak’asından 6, hicret’ten 47 sene evvel doğmuştur. Künyesi Ebû Âmir’dir. Ebû Abdillâh, Ebû Leylâ diye künyelendiği hakkında da rivayet vardır. Resûl-i Ekrem, İslâm dinini ilan ettiği zaman Hz.Osman 34 yaşında idi. Müslüman oluşunu kendisi şöyle rivayet eder:
“İslâma girmeden önce bir gün Kureyş’in ileri gelenleri ile oturuyordum. Hz.Muhammed’in kızı Rukayye’yi Utbe’ye verdiği haberi geldi. “Ben niçin istemedim?” diye çok üzüldüm. Üzüntülü bir hâlde eve geldim. Anam, teyzem ve bazı akrabalarımız bizim evde idiler. Birini medhediyorlardı. “Teyzeciğim bu medh ettiğiniz kimdir?” dedim. Bana: “O, yüzü güzel, konuşması tatlı bir kimsedir. Allâh taalâ onu bize hak dine, doğru yola çağırmak için göndermiştir. O, Furkan ile gelmiştir. Ona tâbi ol, putlara tapma!” dedi. Bu garip sözleri duyunca merak edip bu zâtın kim olduğunu sordum. “Abdullah’ın oğlu Muhammed’dir” dediler. “O, Allah tarafından rasul olarak gelmiştir. O’nun emirlerini bildirir, insanları hak dine çağırır, yüzü nur verir, dinine giren kurtulur, ona yakın olan felah bulur.”
Bu sözler bana çok tesir etti. Yalnız bir yerde Ebu Bekir ile oturuyorduk. Bana:
“Yâ Osman! Vay sana! Hak din gün gibi aşikâr iken sen kavminin kuruyacak elleriyle yaptığı taşlara, putlara nasıl tapıyorsun. Görmeyen işitmeyen taştan ilah olur mu?
“Olmaz” dedim.
“Öyleyse gel seni Rasul-i Ekrem sallALLAH (c.c)u aleyhi ve sellemin yanına götüreyim, Müslüman ol” dedi. O sırada Rasul-i Ekrem yanında Ali olduğu hâlde karşıdan göründü. Ebu Bekir onları karşıladı. Rasul-i Ekrem yanıma gelip:
“Yâ Osman, seni Allâh’a ve cennete çağırıyorum. Ben Allâh taala’nın sana ve bütün insanlara gönderdiği peygamberiyim” buyurdu.
Onun mübarek sözlerini duyunca kalbim iman nuru ile doldu. Düşünmeden ve duraklamadan kelime-i şehadeti söyledim. Aradan çok zaman geçmeden kerimeleri Rukayye’yi bana verdi. Teyzem Müslüman olduğumu duyunca sevinerek beni tebrike geldi.”
Hz.Osman Müslüman olunca amcası Hakem bin Ebi’l-Âs bin Ümeyye onu yakalayıp iplerle ellerini ve ayaklarını bağlayarak:
“Babalarının dininden dönüp de sonradan çıkan bir dine mi giriyorsun? Allâh’a yemin ederim ki girdiğin dinden dönünceye kadar iplerini çözmeyeceğim.” dedi. Bunun üzerine Hz.Osman radıyALLAH (c.c)u anh:
“Ben de yemin ederim ki o dinden asla ayrılmayacağım ve ondan hiçbir zaman dönmeyeceğim” deyince amcası baskının fayda vermeyeceğini görerek Hz.Osman’ı serbest bıraktı.
Bir defasında Rasul-i Ekrem sallALLAH (c.c)u aleyhi ve sellem kızı Rukayye’ye:
“Kızım Ebu Abdullah’a daima iyilik et. Ashabım içinde huyu bana en çok benzeyen odur” buyurmuştu.
Rukayye radıyALLAH (c.c)u anhânın vefatından sonra Nebiyy-i Ekrem Hz.Osman’ı kerimeleri Ümmi Gülsüm ile izdivac etti. Onun da vefatı üzerine Hz.Osman son derece müteessir olmuş ve ağlamıştı. Kerimesini kaybetmekle gönlü mahzun Efendimiz aziz arkadaşını teselli için şu sözleri söylemiştir:
“Ağlama Osman, Allâh’a yemin ederim ki yüz kızım olsa biri öldükçe diğeri kalmayıncaya kadar sana verirdim.” Bu sözler, hem hayat arkadaşının kaybından hem de Rasul-i Ekrem’e hısımlığının kesilmesinden müteessir olan Hz.Osman’ı yüksek iltifata mahzar etmişti. Rasulullah sallALLAH (c.c)u taalâ aleyhi ve sellem Efendimiz’in iki kerimesi ile izdivacı vesilesiyle “Zinnûreyn” lakabıyla iştihar etmiştir ki “iki nur sahibi” demektir.
Hayâsı ve cömertliği ile meşhurdu, radıyALLAH (c.c)u anh ve şeffaanALLAH (c.c)u bih.
Sahili Bulunmayan Deniz Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî
Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allâh’a..

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:41   #18
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
İslâm garip başladı, yine garip dönecek." diyen Resul (sav), Hira'da Nebîlik ile müjdelendikten sonra, oradan ayrılırken yalnız ve toplumun her şeyine karşı yabancıydı.

Omuzlarını çökertecek sorumluluğu da alınca, kavmi ile arasında kanların oluk oluk akacağı bir dönem, bir savaş dönemi başladı. O, kalbi taştan daha katı olan kavmi karşısında yalnızdı. Sırtını dayanacağı rabbisinden başka hiç kimse yoktu. O, yardımcıların en hayırlısı idi ama, Allah'ın (cc) nusretinden hikmeti, insanların Resullerine güçlerinin yettiği yere kadar yardımla ilahi nusrete bir mukaddimede bulunmalarını ister.

Asırlar hep böyle geçti. Sünnetullah hiç değişmedi. Nebiler öldürüldü ama, dizleri üzerinde doğrulup "Devam için yardım" diyen bir topluluk oluşmadan Allah nusret vermedi. Bu uğurda peygamberler Rablerinin dinini hayatta hakim kılmadan öldürülecek dahi olsa, sünnetullahda bir değişiklik olmayacaktı. Allah'tan nusreti; davası için çile çekmiş, bu uğurda ızdırap görmüş ve böylece Allah'ın nusretinin önüne bir mukaddime koyan insanlar için gelecektir. işte Allah, insanlardan bunu istiyor.

Resulullah (sav) Taif'te taşlanacak, İslam için yaptığı savaşta dişi kırılacak, yanağı yırtılacak, kafası ümmetinin problemleriyle zonklayacak, hakaretlere maruz kalacak, üzülecek, hüzünlenecek, o, daha nice mihnetlere maruz kalacaktı. işte Allah’u Teâlâ bu ortama pek müdahale etmeyecekti, sünnetinin bir gereği olarak.

İslâm nuru, tek tek bazı kişilerin gönüllerini aydınlatmış, bir kaç eve aydınlıklar getirmiş ve böylece de dert devri, çile devri başlamıştı. Tarihin utançla taşıyacağı bir şeydir ki, nerede hak ve hakikati söyleyip diyen bir mü'min varsa, işkencenin, azabın, çilenin, göz yaşının ve nihayet kanın da orada olduğu bir vakıadır.

Zulüm hiç dinmedi, zulüm hiç merhamet etmedi. Garip dinin garipleri hep ağladı, susmadı iniltileri. Yüreksizler ise hep güldü, kahkahaları kulakları tırmaladı ve şeytan taht kurdu avanelerinin gönül ve kafalarında.

Ağlıyordu Mekke sokakları, feryatlar yükseliyordu Mekke sokaklarında. Gün aşırı haber geliyordu Resule, öldürülen sahabelerin. Şeytanlaşmış insanlar çökmüştü, gariplerin başına. "Lat, Uzza" diyorlardı, menatlarını gösteriyorlardı kıblelerinde. Allah'ın indinde sineğin kanadı kadar bir değeri olmayan müşriklerin ayağı altında, Allah'tan haşyet eden mübarek yüzlerin ezilip tozlanırken, vefasızlar taşı gösteriyor "ilâhımız budur" diyorlardı. Ama ızdırabı şerbet diye yudumlayan Bilâller "Ehad, ehad" sözcüklerini dikiyorlardı onların işkencelerinin önüne. Kırbaçla, güneş altında susuz, bitkin kalmış köleye vurmaktan nefeslerini tüketen yüreksizlere hiç tükenmemişti, o minicik bünyesiyle gözleri dolan annelerimizin tevhid sözcükleri.

Kırbaçlar iniyordu, onlar "Allah" diyor-lardı. Vefasızlar "Lat" diyorlardı, garipler "illALLAH (c.c)" diyorlardı. Bir dönemdi Mekke, tarihin utanç sayfalarında, kanla yazılmış.

Meydanlar "Rabbim Allah'tır" diyenlerin dövüldüğü yerdi. Gerçeği, hakikati aramak ve yaşamakla geçen ve kavminin "Elemin" dedikleri Nebî (as.), kavmine karşı Rabbisinin biricik hakikatini tebliğ ediyor ve zulme uğruyordu. Servetlerini ümmeti için tüketen, onların mutluluğu için rahatını unutan, geceleri ümmeti için kafa yoran Allah'ın Nebisine, kadir bilmez kavmi dudaklarından fırlattıkları tükürükleriyle mukabelede bulunuyorlardı. Yüzüne gülümseyen yüzlerce hasret, kavmi tarafından terk edilmiş, dışlanmış, açlığa terk edilmiş, kainatın efendisi iken fakir yaşayan sevgili Peygamberimiz kendisine ricada bulunup davasından dönmesini ve kendisini kavmiyle karşı karşıya getirmemesini söyleyen amcası Ebu Talibe, gözleri yaşla dolarak şöyle diyordu : "Ey amcam, güneşi sağıma, ayı da soluma koysalar, bu davadan vazgeçmem. Ya bu uğurda ölürüm ya da Allah beni muzaffer eder."

Rabbisinin yanında en büyük makama ve nimete layık iken, insanların yanında namaz kılacak bir Kabe gölgesine bile sahip bırakılmayan Allah'ın Resulü, Mekke civarında uzaklarda namaz kılıyor, Rabbisine uzanan ellerine göz yaşları damlıyordu. Peygamber ağlıyordu, ağlıyordu gülmeye tek layık olan ve ağlıyordu ümmetine çok düşkün rauf ve rahim olan Muhammed (sav).

Çalgıların eşliğinde dans eden, kadınlara kadeh sallarken kahkahalar çatlatan Ebu Cehil, saltanatının zevkinde kendisinden geçerken, dışarıda Müslümanların feryatları yükseliyordu yanık yanık gökyüzüne, Ammar feryat ediyordu. Yavrularının feryadına inen kırbaçlardan imkan bulamayan anne Sümmeye hatun ve baba Yaser'in yürekleri parçalanıyordu. Diğer tarafta mustazaf kölelere kamçılar helezonlar çiziyordu, onlar "Allah" diyordu. Merhametsiz kamçılar ise "Allah" seslerinin arkasından iniyordu, iniyordu, iniyordu.

Müşrikler, Müslümanları dışlamışlar, ilişkilerini kesmiştiler. Onlara ambargo koymuştular. Kız alıp vermiyorlardı, sıla yapmıyorlardı. Hiç bir şeyi satmıyorlar ve onlara rahat yüzü göstermiyorlardı. Müslümanlar namazlarını açıktan kılamıyor, gözden uzak yerlerde ancak eda edebiliyorlardı. Müslümanlara korkunç bir takip başlamış, İslâm’ını gizleyenleri ortaya çıkartmaya çalışıyor ve inancından dönünceye kadar işkence ediyorlardı.

Eşi Hatice ve amcası Ebu Talibin ölmesi ve bitmeyen işkencelerle üzüntüsü kat kat artmış peygamberle beraber ashabı kiram, büyük meşakkatler altında sıkıntı çekiyorlardı. Yorgundular, bitkindiler, mutsuz ama umutsuz değildiler. Allah muhakkak yardım edecekti.

Ve bir gün, Allah'ın Resulü duasında "Allah'ım, iki Ömer'den birisi..." demişti.

Kan, zulüm, işkence altında Rableri karşısında imtihan gören mü'minlerin bu sıkıntılara maruz kaldığı bir anda, Safa tepesinde, Dârul Erkam'da, Nebî (sav)'in önünde tir tir titreyen, yüreğinin derinliklerinde coşan bir inancın ifadesini diyerek dile getiren, bir yiğit; İslam olmasıyla birlikte, Müslümanların bu zayıflığına güç katmış, Müslümanlar kuvvetlenmiştiler. Bu yiğit, adaletiyle dünyaya nam salacak olan, Resulullah'ın halifesi, mü'minlerin emiri, büyük insan Ömer (ra)'di. Onun gelmesiyle Müslümanların beli doğrulmuş ve ilk kez Kâbe'de toplu namaz kılınmış ve insanlar inkârcılara karşı vücut gösterebilmişlerdi.

Yıkılmaktan gözü yılmış akranlarından yüz bulamayıp da, Ukuz panayırında bulduğu develerle güreşip onları yere deviren dizleri üzerinde dikildiği zaman ancak normal bir insan boyunda olan genç Ömer, Müslüman olduktan sonra insanların yüzü gülmüş, İslam’ın gönüllere ulaşması kolaylaşmış, göz yaşları az de olsa dinmiş, küfrün gücü bir kez daha kırılmıştı.

Ömer (ra), Müslüman oluşuyla insanların gönüllerine su serpmiş, onları bir daha coşturmuş, umutlarına umut katmış, yüreklendirmiş, sevindirmiş ve işkencelerin ortasında inleyen bu insanlara "Ben de sizinleyim" demekle, onlara moral vermiş ve onları sevindirmiştir. Onun Rabbisi karşısındaki mükafat ve nimetini biz tahayyül edemeyiz.

Tam zamanında iman etmiş, Allah (cc) tam zamanında göndermişti onu.

İnananların davalarında zayıf çırpınışlarına yapılan yardımların Cennet olduğunu, Resulullah (sav) beyan buyurmaktadır. O (sav) bir çok kavimleri dolaşmış ve davasının hakim kılınmasında kendisine yardım edinilir, sırt dayanılırsa, kendilerine karşılık olarak Rablerinin Cenneti vereceğini söylüyor ve bunun için de her kavme gidiyor, hiç birisinin kabul etmeyip kovmaları üzerine Taif'e gidiyor, "Cennet karşılığı bana yardım eder misiniz?" diyordu. Avama vefasızlar, kadir bilmez zalimler onun ayaklarını taşla kanatıyorlardı.

Allah şerefli bir peygamber göndermiş, dolaşıyordu o kavminin arasında, "Haydi deyin, size Allah'ın Cennetini müjdeleyeyim." diyordu. Yalnızdı, güçsüzdü, üzgündü.

Resulün kavmi arasında atılan tükürük ve küfürlere rağmen, Rabbisinin ayetlerini okuyup da "Kavmim, Rabbiniz birdir ve ben Onun Resulüyüm. Bana iman edin." deseydi siz, Resulün zamanında olsaydınız ve bu sözünü duysaydınız, ona yardıma koşmaz mıydınız? "Ben varım" diyen Ömer (ra)'ın sesinin arkasından "Ben de Ya Resulullah" demez miydiniz? Sevdiğiniz Resulün önüne vücudunuzu atıp da müşriklere "Haydi gelin, artık Resulullah yalnız değil, biz varız. Çiğneniriz ama çiğnetmeyiz gönüllerimizin sultanını" demez miydiniz? inkârcıların putlarını yücelttiği bir ortamda "Allah’u ekber" diye haykırmaz mıydınız, asrın Firavun ve Karunlarına.

Ve işte Müslüman kardeşim sen, bir Ömer'in gelişiyle gelmek istemez misin? Yetmiş senedir ezilen, sövülen, dövülen, tecavüz edilen, öldürülen şu Müslümanların, Resulleri gibi hayatını ortaya koyup dini hayata hakim kılmak için çalışan Nebimiz gibi, aynı yolda yürürken, Müslümanların şu yürüyüşüne güç katıp "Kardeşlerim üzülmeyin, gevşemeyin, korkmayın, yürüyün yiğitlerim, yalnız değilsiniz, sizleri seven ve kollayan, çiğnenmeden çiğnetmeyeceklerin torunları biz Ömerler hala yaşıyoruz, ölmedik, dönmedik davadan. Şeytanın Ebu Cehilleri varsa, Allah'ın aslanları biz varız. Yürüyün, korkmayın ve haydi" deyin ve haykırın "Allah’u ekber" diye..

Ve siz ey Müslümanlar, yeniden bir daha kükreyip dünyanın dört bir tarafında annelerimizin, bacılarımızın iffetlerine el uzatıp tecavüz edenlere, Filistin'de kol kıran Yahudi melunlarına, Bosna'da, Çeçenistan'da, Mısır'da, Lübnan'da, Türkiye'de ve seslerinin gökyüzüne yükseldiği her yerde Müslümanlara yapılan zulümlere "dur" diyecek, Allah'ın karşılığında ebedî Cennetler hazır ettiği, Peygamberin devleti olan Raşidi Hilâfet Devleti'ni kurmaya, Resulullah'ın bu emanetinin bir ucundan tutmaya, Ömer'in gelişiyle gelmek istemez misiniz?

Şükürler olsun Allah'a ki, artık Ömerlerin ayak sesleri duyuluyor. Aliler ata binecek, Hamza’lar kılıç kullanacak yaşa geldiler. Arttı, çoğaldı Ebu Zer’ler, Sa'd b. Ebi Vakkas’lar, Mus'ab’lar, Zeyd’ler.. Geliyor ayak sesleri küffarın kulaklarını çınlatarak, geliyor Ömerler, geliyor. Resulullah'ın yiğitleri, yükseliyor tekbir, yırtarak gökyüzünü.

Ve siz, hasretle katılmasını beklediğimiz kardeşlerimiz. Yüreklerinizin uyanacağı, yürüyen ve şu yiğitlerin arkasına katılıp "Allah'a giden yolda, yardımcılarınız olarak ben de varım" diyeceğiniz zaman gelmedi mi?

Ömer'in gelişiyle gelmek istemez misiniz?

Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun...

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:42   #19
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Hz. Ömer Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanınır. Adaleti uygularken herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Onun iktidarı döneminde sosyal adalet tam anlamıyla egemen olmuştur. Her zaman halkına karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu hissederim" sözü meşhurdur.

Hz Ömer'in İstişareye Verdiği Önem

Hz. Ömer, Kuran ahlakının gereği olarak, bir mesele ortaya çıktığı zaman, karar vermeden önce Müslümanların görüşüne de müracaat eder, konuyu onlarla istişare ederdi. Bu şekilde en doğru fikir oluşur ve ona göre davranırdı. Onun bu davranışı, halkın kendi işlerini de aralarında görüşerek yapmalarına sebep olmuştur. Böylece önemli işlerde geniş çapta bir istişare geleneği oluşmuştu.

Hz. Ömer dönemi birçok yeniliğe sahne oldu. Zamanında ülke, yönetim birimlerine ayrıldı. Valiler ve Halife'ye bağlı olarak kadılar atandı. İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet işleri birbirinden ayrıldı. Hicri takvimin uygulamaya konulması, devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin ve devlet hazinesinin oluşturulması yine bu yıllarda gerçekleşti.

Onun halifeliği döneminde, Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak Irak, İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam topraklarına dahil edildi. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi karşılamak üzere kurumsal bir İslam Devleti'nin temellerini attı.

Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer'in dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

Davalara bakarken telaşa, çığırtkanlığa ve taraftarın haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükunet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlahi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise, Allah onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder. Ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hakimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet hazinelerinin kullar arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.

Hz. Ömer sahip olduğu Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim göstermiş ve -Allah'ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur.

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Alt 04-01-2009, 23:43   #20
aşküma
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 18-06-2008
Bulunduğu yer: _aksa_
Yaş: 24
Mesajlar: 14.649
Rep Gücü: 210
aşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond reputeaşküma has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 2702
2955 Mesajda 5091 Teşekkür Aldı
Yüksek ahlaki meziyetlere sahip olan Hz. Osman, İslamiyet'i ilk kabul eden üstün şahıslardan biridir. Hz. Ömer'den sonra halife seçildi. İslam toplumundaki onun bu göreve layık olduğu kanaati sebebiyle halifeliğine kimse itiraz etmedi, herkes ona biat etti. Halifeliğinden önce, Peygamber Efendimiz (sav)'in yakın çevresinde yer aldı. Vahiy katipliği yaptı. Üstün ahlakı, güzel konuşmasıyla dikkat çekti. Ayrıca çok güzel bir hitabete sahipti. Ezberi çok kuvvetli idi ve Yüce Kuran'ı ezberledi.

Hz. Osman'ın İslam dinine yaptığı en büyük hizmetlerden biri Kuran'ın çoğaltılmasıdır. Zamanında, şive farklılıklarından dolayı Kuran ayetlerinin farklı okunması üzerine bir kurul oluşturularak Kuran çoğaltılmıştır. Bir örneği Medine'de bırakılarak Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır ve diğer eyaletlere gönderilmiş; böylece Kuran'ın günümüze kadar orijinalinin ulaşmasına vesile olunmuştur.

Hazreti Osman yaptığı çalışmalar sırasında, tayinlerde uygun kişilerin görevlendirilmesine özen gösterdi. İslam topraklarında yaşayan insanların refah seviyesinin yükseltilmesi için imar ve zirai gelişmelere önem verdi. Bağ ve bahçelerin geliştirilmesine çalıştı. Onun döneminde İslam topraklarında yaşayan çok sayıda insan İslam dinini kabul etti. Bu döneme ait dikkat çekici bir gelişme ise, Müslümanların zenginleşmeleri ve geçmişe kıyasla daha da refah içinde bir hayat sürdürmeleriydi.

Ayrıca Hz. Osman döneminde İran, Kafkasya ve Afrika'da fetihler devam etmiş ve ilk donanma oluşturularak, Akdeniz'de stratejik önemi büyük olan Kıbrıs Adası alınmıştır. Bizans İmparatorluğu'na karşı büyük zaferler kazanılmış, ele geçirilen topraklarda düzen ve adalet tesis edilmiştir.

Hale razı oluş şükürdür.
aşküma isimli üye çevrimiçidir (Online)   aşküma nickli üyeye özel mesaj gönderin aşküma tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Yandaki Kullanıcılar aşküma Arkadaşımıza Teşekkür Etti
Kahramankentli (05-01-2009)
Cevapla
Tags: , , , ,

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hz. Ömerin Adaleti hüzünyılı Dini Filmler Ve Animasyonlar 0 21-09-2008 00:59
Ömer ISRA Siyer-i Nebi (S.A.V) 0 20-05-2008 20:52
Hazreti Ömerin Bu Ümmete İkramı ŞEMS (S.A.V.)'in Ashab-ı Kiramı 3 14-05-2008 01:39
Avret Yerini Örtmek ttemizsoy Namazın Farzları,Vacibleri,Sünnetleri 0 16-03-2008 01:10
HZ. ÖMER r.a ANKEBUT (S.A.V.)'in Ashab-ı Kiramı 1 25-03-2007 19:36



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Saat 03:40.

Forum Saati + 2 Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

www.ilimhazinem.com

627 631 632 634 635 636 638 639 642 643 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 681 682 683 685 686 688 689 699 700 701 702 703 704 705 712 717 718 719 720 721 722 724 725 726 727 728 729 730 731 732 734 735 736 737 738 739 740 742 743 744 745 746 753 758 760 761 762 763 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 787 788 789 790 791 792 793 795 796 797 800 801 802 803 805 806 808 809 810 811 814 818 819 820 821 822 824 825 826 827 832 833 836 837 838 839 840 841 842 844 845 846 850 851 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 906 908 909 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 944 945 947 949 952 953 954 955 958 967 970 971 973 980 981 984 987 988 989 990 991 992 993 994 995 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1124 1125 1128 1129 1130 1131 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164