İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter


Geri git   İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter > PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN SÜNNETİ,ÖRNEK HAYATI VE HADİS-İ ŞERİFLERİ > Siyer-i Nebi (S.A.V)

Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Forumları Okundu Kabul Et

Hüzün Yılı

Görüntülemeler : 18  √  Cevap Sayısı : 0

Görüntüleyenler Üyeler:   √ Misafir:1

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 20-05-2008, 20:55   #1
ISRA
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 09-01-2008
Bulunduğu yer: Bir Garip Yolcu
Yaş: 32
Mesajlar: 4.194
Rep Gücü: 124
ISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 218
387 Mesajda 553 Teşekkür Aldı
Bayrak Hüzün Yılı

Hüzün Yılı





M.S. 610 yılında, boykotun kaldırılmasından kısa bir süre sonra Peygamber (s.a.v.) büyük bir kayıpla, kansı Hadice´nin ölümüyle üzüntüye boğuldu. Hadice yaklaşık altmıs-beş, kendisi ise elli yaşlanndaydı. Yirmi-beş yıl ahenkli ve mutlu bir evlilik yaşamışlardı. Hadice, Peygam*ber (s.a.v.)´in sadece karısı değil, aynı zamanda onun en yakın arkadaşı, danışmanı ve Ali ve Zeyd dahil tüm aile*sinin annesiydi. Dört kızı annelerinin ölümüne çok üzül*müşlerdi. Fakat Peygamber Cs.a.v.) onları, Cebrail´in bir keresinde gelip, Hadice (r.)´ye Rabbinden selam getirdi*ğini ve Cennet´te olan bir döşek hazırlandığını bildirdiğini söyleyerek teselli etti.

Hadice (r.)´nin ölümünü, aslında daha küçük, fakat dışarıda büyük etkiler uyandıran bir kayıp daha izledi. Ebu Taîib hastaydı ve ölümünün yakın olduğu durumun*dan belliydi, ölüm yatağında bir grup Kureyşli lider -Ut-be, Şeybe, Abdu´ş-Şems´ten Ebu Süfyan, Cumah´tan Ümeyye, Mahzum´dan Ebu Cehil ve diğerleri- Onu ziyaret et*tiler ve ona şöyle dediler: «Ebu Talib, seninle gurur duy*duğumuzu biliyorsun; şimdi ise başına bu hastalık geldi ve biz senin için korkuyoruz. Yeğeninle bizim aramızda ge*çenleri biliyorsun. Onu yanına çağır, bizden ona bir he*diye ver ve o bizi, biz de onu (rahat bırakalım. Bizi dini*mizle barış halinde bıraksın» dediler. Bunun üzerine Ebu Talib Peygamber (s.a.v.)´e -halkının soylulpn seninle anmak istiyorlar» dedi. Peygamber ts.a.v.) : «Peki öyle olsun, bana bir tek söz verin, tüm Arap ve Iran´lıları yönetimi*niz altına alabileceğiniz bir söz» dedi. Ebu Cehil: «Baba*nın üzerine yemin ederim ki, bu karşılıklar için bir değil, on söz veririz» dedi. Peygamber (s.a.v.) : «Allah´tan başka tanrı yoktur» demelisiniz ve O´ndan başka taptığınız her şeyden vazgeçmelisiniz- dedi. Ellerini çırptılar ve : «Ey Mu-hammed (s.a.v.), tanrıları bir tek tanrı mı yapacaksın? Se*nin teklifin gerçekten çok acaip» dediler. Kendi kendile*rine : «Bu adam istediğimiz hiçbirşeyi bize vermeyecek, o halde kendi yolumuza gidelim ve Allah onunla bizim ara*mızda hükmünü verinceye dek babalarımızın, dinine uy*maya devam edelim» dediler.

Onlar gittikten sonra Ebu Talib, Peygamber (s.a.v.)´e «Ey kardeşimin oğlu, gördüğüm kadarıyla sen onlardan kö*tü bir şey istemedin» dedi. Bu kelimeler Peygamber (s.a.v.)´in kalbini, amcasının mûslüman olması isteğiyle doldurdu. «Amca» dedi, «O kelimeleri söyle ki, Mahşer gü*nünde senin için şefaat edebileyim». Ebu Talib «Ey kar*deşimin oğlu, eğer Kureyşjilerin bu kelimeleri ölün* kor*kusuyla söylediğimi zannedeceklerini bilmeşeydim, onları söylerdim. Söylediklerimle seni de memnun ederdim» de*di, ölüm Ebu Talib´e yaklaştığında, Abbas dudaklarının kıpırdadığını gördü ve kulağını dudaklarına yaklaştırdı. Kardeşim, senin ona söylediğin kelimeleri söyledi» dedi. Fakat Peygamber (s.a.v.) : «Ben duymadım» dedi.

Korunması olmayanların Mekke´deki durumları gittik*çe kötüleşiyordu. Peygamber Is.a.vJ´e tabi olmadan önce Ebu Bekir (r.) çok nüfuzlu bir adamdı, fakat Ömer (r.) ve Hamza (r.) gibi tehlikeli ve hiddetli değildi. Bu yüzden, onun ruhsal gücünü görenlerden başkasında korku uyan-diırmıyordu. İslâm, onunla Kureyşliler araşma girdiğinde İse, Mekke´liler arasındaki tüm nüfuzu kayboldu. Fakat bu*na paralel olarak mü´minler arasındaki nüfuzu arttı. Ebu Bekir, bir çok kişinin mûslüman olmasına neden olduğu için müşriklerin özel düşmanlığını üzerine çekiyordu. Ha-dıce´nln üvey kardeşi Nevfel´in oğlu Esved (r.)´in müslüman olmasına da Ebu Bekir neden olmuştu. Bu yüzden Nevfel, Ebu Bekir ve Talha üzerine bir saldırı düzenledi ve onlan yaralı bir şekilde yolun ortasına bıraktı. Teym kabilesinden hiç kimse Esed´lilerin bu saldırısına karşı çık*madı. Bu da müslüman olan iki ileri gelen adamlarım ken*di kabilelerinden reddettiklerini gösteriyordu.

Bundan daha kötü olaylara da rastlanılıyordu. Ebu Be*kir´in Bilal´ın eski sahibi ve aralarında yaşadığı Cumah´m lideri olan Ümeyye ile arası gittikçe kötüleşiyordu. Bu yüz*den göç etmekten başka seçeneği olmadığım farketti, Pey*gamber (s.a.v.)´den Habeşisatn´a gitmek için izin istedi ve yola koyuldu. Fakat Kızıl Deniz´e ulaşmadan önce, Kureyş-lilerin müttefiki olan ve Mekke´den biraz uzakta yaşayan bir grup kabilenin başkanı olan îbn ed-Duğunne ile kar*şılaştı : Bu bedevi lider, şimdi gezgin bir münzeviyi andı-ran Ebu Bekir´i zengin ve nüfuzlu olduğu dönemlerden be*ri tanıyordu. Bu değişikliğin sebebini soran bedeviye Ebu Bekir: «Halkım bana kötü davrandı ve beni dışarıya sür*dü, şimdi benim tek yapacağım şey Allah´a ibadet ederek yeryüzünde dolaşmaktır» dedi. «Bunu neden yaptılar?» de*di îbn ed-Duğunne.. «Sen kabilenin ileri gelen tüccar*larından biriydin, herkese yardım eder, hakkı korur ve doğruluktan ayrılmazdın. Geri dön, çünkü sen benim ko*rumam altındasın». Onu Mekke´ye geri ***ürdü ve toplu*luk önünde; «Ey Mekke´liler, ben Ebu Kuhafe´nin oğlunu korumam altına alıyorum, ona iyilikten başka bir şey ya*pılmasına izin vermeyin» dedi. Kureyş´liler onun koruma sim kabul ettiler ve Ebu Bekir´in emniyette olacağına söz verdiler. Fakat Beni Cumah´lılar Îbn´ud-Duğunne´ye: «Ona Rabbine duvarlar arasında ibadet etmesini duyulmadan ve görülmeden namaz kılıp Kur´an okumasını söyle. Çünkü onun görünüşü çok etkileyici, kadınlarımızı ve oğullarımızı saptırmasından korkuyoruz», dediler. İbn ed-Duğunne bun*ları Ebu Bekir´e iletti ve Ebu Bekir belli bir süre evinde namaz kılıp, Kur´an okudu. Bu süre içinde Beni Cumah´-lılarla ilişkisi düzeldi. Ebu Talıb´den sonra Haşimîlerin ba*sma Ebu Leheb geçti. Fakat bu Leheb´in yeğenini koruması sadece sözde kalıyordu ve Peygamber (s.a.v.)´e hiçi zaman olmadığı gibi kötü aavranılıyordu. Birgün evin önünden, geçen bir adam kapısını açtı ve yemek kabın içinde kokmuş sakatat (hayvanın yenmeyen bölümleri) ı ti. Bir keresinde de, evinin bahçesinde namaz kılarken ad mın biri üstüne kan ve pislik dolu bir işkembe attı. Pe gamber (s.a.v.) onu atmadan önce bir sopanın ucuna ta ti ve kapının önünden: «Ey Abdu´l-Menaf oğulları, bu biçim bir korumadır?» diye bağırdı. İşkembeyi atanın, B kiye´nin kocası Osman´ın üvey babası olan Şemsli Ukl olduğunu görmüştü. Eve döndüğünde kızlarından biri oı hem yıkayarak temizliyor, hem de ağlıyordu. «Ağlama k üçük kızım» dedi, «Allah babam koruyacak».

Bu olaydan sonra Peygamber Cs.a.v) Taif´te yasayı akillilerden yardım istemeye karar verdi. Bu karar om Mekke´deki durumunun ne kadar kötü olduğunu göste inektedir. Allah´ın evi ile eşdeğer gördükleri Lat putum koruyucuları olan Taiflilerden ne beklenebilirdi? Taif de Mekke´de olduğu gibi istisna kişiler bulunabilirdi, 1 yüzden, Peygamber Cs.a.v.) yeşil itlaklar, meyve bahçeli ve ekin tarlalarının etrafını çevirdiği Taife giderken üm siz değildi. Oraya vardığında Sakîf in lideri olan Amr îl Umeyye´nin evine gitti. Amr îbn Umeyye, Velid´in kem sinin Taifteki eşdeğeri olduğunu söylediği adam ve *şehrin iki büyük adamı»nuı ikincisiydi. Fakat, Peygamfc (s.a.v.) onlara İslam ı tebliğ edip, düşmanlarına karşı [1] runma istediğinde içlerinden biri hemen: «Eğer Allah e ni gönderdiyse, Kâ´be´de asih olanların hepsini aşağıya i diririm» dedi. Bir diğeri: «Allah senden başka gönderec adam bulamadı mı?» Üçüncüsü: «Seninle konuşamam! Çünkü eğer sen söylediğin gibi Allah´ın Rasulü isen, benim hitap edemeyeceğim kadar yücesin; ve eğer yalancı isen i

ninle İronuşmam uygun olmaz» dedi. Bunun üzerine Pey*gamber (s.a.v.) belki de Taif´li başkalarını denemek üze*re onlardan ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz Sakîf´liler çocukla*rını ve kölelerini onun üzerine saldılar ve onunla alay edip bağırdılar. O denli büyük bir kalabalık toplandı ki Pey*gamber (s.a.v.) özel bir bahçeye sığınmak zorunda kaldı. O, içeri girdikten sonra kalabalık dağılmaya başladı, de*vesini bir hurma ağacına bağlayarak bir asmanın gölge*sine sığındı.

Kendini güvenlik ve banş içinde hissedince şöyle dua etti: «Allah´ım insanlar karşısındaki zayıflığımı, güçsüzlü*ğümü ve çaresizliğimi sana söylüyorum. Ey Merhametlile*rin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin. Ve sen benim Rabbimsin. Beni kimin ellerine emanet ediyorsun? Bana kötü davranan yabancı birinin ellerine mi? Yoksa bana karşı silahlandırdığın bir düşmana mı? Buna aldırmam, yeter ki senin gazabın olmasın. Fakat senin yardımın be*nim için daha geniş ve daha rahattır! Tüm karanlıkları aydınlatan ve bu dünyayı da ahireti de düzene sokan Nu*runa sığınıyorum. Yeter ki senin kızgınlık ve gazabın üze*rime olmasın. Dilediğine yardım etmek senin elindedir. Senden başka güçlü ve kuvvetli yoktur.»[2].

Peygamber´in sığındığı yer göründüğü gibi boş değil*di. Her Kureyşli zengin olup, Mekke´nin sıcak günlerinde serinlemek için Taif´ten yeşil bir bahçe satın almak ıster-di. Peygamber {s.a.v.)´in sığındığı bahçe Sakii´lilerın de*ğil, Şemsli lider Utbe ile Şeybe´nin malıydı. İkisi de olan*ları görmüş ve Sakif lilerin bir Kureyşli´ye böyle davran*masına öfkelenmişlerdi. Çünkü Muhammed (s.a.v.) de ken*dileri gibi Abdu´I-Menaf oğullanndandı. Aralarındaki me*sele henüz kapanmamıştı, onu son olarak Ebu Talib´in ölümünde görmüşlerdi ve şimdi ne kadar korumasız oldu*ğunu görüyorlardı. Biraz cömertlik yapıp Hristiyan köle Addâs´ı çağırdılar ve ona: «Şuradan birkaç salkım üzüm al, tabağa koyup, şu adama ver» diye emrettiler. Addâs

emredilenleri yaptı. Peygamber (s.a.v.) üzümden alırken: «Allah´ın adıyla» dedi. Addâs merakla onun yüzüne baktı ve: «Bu sözler, bu ülke halkının söylediği sözlerden değil» dedi. Peygamber (s.a.v.) «Nerelisin?» ve «Hangi dinden*sin?» diye sordu. Addas: «Ben Hristiyanım ve Ninova´lı-yım» dedi. Peygamber (s.a.v.) «Yani doğruluk timsali Mat-ta´nm oğlu Yunus´un şehrinden» dedi. «Sen Matta´nın og-îu Yunus´u nereden biliyorsun?» diye sordu Addas. Pey*gamber (s.a.v.): «O benim kardeşimdir, O peygamberdi, ben de peygamberim» cevabını verdi. Bunun üzerine Ad*dâs onun başını ellerini ve ayaklarını Öptü.

Bunu görünce iki kardeş aynı anda birbirlerine bağır*dılar: «Bu köle de fazla oldu! Hemen ona kapudıU Addâs, Peygamber´den ts.a.v.) aynhp yanlarına gelince: «Yazık*lar olsun sana Addâs! Net an o adamın başını, ellerini ve ayaklarını öptün?» dediler. Onlara şu cevabı verdi: «Ey sahibim, dünyada bu adamdan daha değerli bir şey yok. Bana sadece bir Peygamber (s.a.v.)´in bileceği şeyler söy*ledi.» «Yazıklar olsun sana Addâs! dediler onun seni ze*hirlemesine izin verme.»

Peygamber (s.a.v.) Sakîf´lilerden birşey elde edemeye*ceğini anlayınca Taif´ten ayrıldı ve Mekke´ye doğru yola koyuldu. O gece geç saatte Nahle vadisine ulaştı. Nahle Mekke ile Taif´in tam ortasındaydı. Tam peygamberliğinin reddedildiğine inandığı bir anda, çok uzaklardan, Ninova´-dan gelen bir adam onun Peygamber´liğini kabul etmişti. Nahle´de namaz kılarken, okunan Kur´an´ı duyan bir grup cin -Nasibin´den gelen yedi cin- yanında Kur´an´ı dinleme*ye koyuldular. Peygamber (s.a.v.) sadece insanlara gönde*rilmediğini biliyordu. Kısa bir süre Önce gelen vahiy bunu te´yid ediyordu: «Biz seni alemler içm yalnızca bir rah*met olarak gönderdik» (Enbiya: 107). Daha önce indirilen surelerden (Rahman) birinde de hem insanları, hem de cinleri, cennet ve cehennemle korkutmak için gönderildi*ği bildiriliyordu. Yeni gelen bir âyette de:

«De ki: «Bana gerçekten su vahyolundu: «Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyan*dıran bir Kur´an dinledik. O (Kur´an), gerçeğe ve doğruya yönel-tip-iletİyor. Bu yüzden de biz ona iman ettik. Bundan böyle Rab-bİmize hiç kimseyi ortak koşmayacağız» (Çin: 1-2).

Başka bir surede (Ahkaf: 30-1), de cinlerin nasıl ken*di toplumlarına gidip, Allah´ın Peygamber (s.&.v.)ine ita*ate çağırdıkları anlatılır.

Peygamber (s.a.v.) iki gün kadar önce kendisini evin*den ayrılmaya zorlayan şartlara geri dönmek istemiyordu. Eğer bir koruyucusu olsa görevini daha iyi yerine getirebi*lirdi. Beni Haşim onu korumuyordu, bu yüzden o da an*nesinin kabilesine sığınmaya karar verdi. Orada durum biraz anormaldi, çünkü Zühre kabilesinin en etkili ve ileri gelen adamı aynı kabileden olmayan ve Taif´ten gelen Ahnas îbn Şerik idi. Uzun süreden beri Zühre´nin mütte*fiki olduğu için, Zühre´liler onu başkanları olarak kabul ediyorlardı. Peygamber fs.a.v.) ondan yardım istemeye ka*rar vermişti. Yolu üzerinde, kendinden daha hızlı giden bir atlıya rastladı ve ondan Ahnas´a şöyle bir mesaj gön*derdi: «Mubammed (s.a.v.) dedi ki: Allah´ın mesajım insan*lara aktarabilmem için beni koruman altına alır mısın?» Atlı o denli hızlıydı ki Peygamber ts.a.v.) oraya ulaşma*dan olumsuz cevabı geri dönerek iletti. Ahnas, sadece bir müttefik olduğunu ve kabilenin, üstüne bir koruma yük*lemeye hakkı olmadığını bildiriyordu. Mekke´den çok uzak*ta olmayan Peygamber Cs.a.v.) aynı ricayı Süheyl´e gön*derdi. Onun cevabı da aynı şekilde ümit kırıcıydı, fakat öne sürdüğü sebebin İslâm´a karşı çıkışıyla ilgisi yoktu, kabileler arası bir meseleye yol açmak istemiyordu. Mek*ke vadisi içinde onun kabilesi diğerlerinden uzak bir ko*numdaydı, çünkü Luayy´ın[3] oğlu Amir´in soyundan geli*yordu. Halbuki diğer bütün kabileler Ka´b´m soyundan geliyordu. Peygamber (s.a.v.) şehre girmekten vazgeçti ve

ilk vahyin geldiği Hira mağarasına gitti. Oradan kendisi ne daha yakın olan ve boykotu kaldıran beş kişiden bir olan Nevfel´in şefi Mut´im´e haber gönderdi. Mutim bunu kabul etti ve «Bırakın şehre girsin» diye haber gönderdi Ertesi sabah oğulları ve yeğenleriyle silahlanmış bir şekil*de, Muhammed (s.a.v.)´i Kâ´be´ye ***ürdü. Ebu Cehil on*lara, Peygamber (s,a.v.)´in takipçileri mi olduklarını sor*du. Onlar sadece: «Onu korumamız altına alıyoruz» dedi*ler ve Mahzumlu da: «Sizin koruduğunuzu biz de koruruz» demekten başka söyleyecek söz bulamadı.







--------------------------------------------------------------------------------

[1] O, Peygamber´in kuzeni ve Osman´ın annesi olan Erva´r ikinci kocasıydı. Peygamber´in halası ve Tulayb´ın Rnn. Erva öldükten sonra kızına, yani Osman´ın annesine de 3 va deniyordu.



[2] I.I.28O. J44

[3] Bak. Soy ağacı. 146



ISRA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   ISRA nickli üyeye özel mesaj gönderin ISRA tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Tags: ,

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Adi Hüzün Olsun vuslat Şiir Defteri 2 25-12-2009 04:59
Gül (yine Hüzün) ISRA Sizden Gelenler 1 24-12-2009 23:54
Günaydın Hüzün istikamet Kitap Özetleri 0 05-10-2008 16:35
Fil Yılı ISRA Siyer-i Nebi (S.A.V) 0 20-05-2008 20:07
Hüzün Yılı ISRA İslam Tarihi 0 09-05-2008 22:54



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Saat 16:34.

Forum Saati + 2 Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

www.ilimhazinem.com

627 631 632 634 635 636 638 639 642 643 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 681 682 683 685 686 688 689 699 700 701 702 703 704 705 712 717 718 719 720 721 722 724 725 726 727 728 729 730 731 732 734 735 736 737 738 739 740 742 743 744 745 746 753 758 760 761 762 763 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 787 788 789 790 791 792 793 795 796 797 800 801 802 803 805 806 808 809 810 811 814 818 819 820 821 822 824 825 826 827 832 833 836 837 838 839 840 841 842 844 845 846 850 851 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 906 908 909 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 944 945 947 949 952 953 954 955 958 967 970 971 973 980 981 984 987 988 989 990 991 992 993 994 995 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1124 1125 1128 1129 1130 1131 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164