İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter


Geri git   İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter > PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN SÜNNETİ,ÖRNEK HAYATI VE HADİS-İ ŞERİFLERİ > Siyer-i Nebi (S.A.V)

Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Forumları Okundu Kabul Et

Bedir Savaşı

Görüntülemeler : 13  √  Cevap Sayısı : 0

Görüntüleyenler Üyeler:   √ Misafir:1

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21-05-2008, 18:57   #1
ISRA
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 09-01-2008
Bulunduğu yer: Bir Garip Yolcu
Yaş: 32
Mesajlar: 4.194
Rep Gücü: 124
ISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 218
387 Mesajda 553 Teşekkür Aldı
Bayrak Bedir Savaşı

Bedir Savaşı





Peygamber (s.a,v.) orduyu düzene soktu ve elinde bir okla her askerin önünde durup hem onlara moral verdi, hem de sanan düzene soktu. Çok geride kalan Ensar´dan birine, elindeki okla göğsüne hafifçe vurarak: «Sıraya gir, Sevad» dedi. Sevad: «Ey Allah´ın Basulü, canımı yaktın. Allah seni hak ve adaletle gönderdi, o halde karşılığını ver» dedi. Peygamber (s.a.v.) kendi göğsünü açarak elin*deki oku uzattı ve «Al!» dedi, Sevad ise eğildi ve tam Pey*gamber (s.a.v.)´i vurduğu yerden öptü. «Niye böyle yap*tın?» diye sordu Peygamber (s.a,v.)´e. Sevad şu cevabı ver*di: «Ey Allah´ın Rasulü, gördüğün gibi düşmanla karşı karşıyayız; seninle geçirebileceğim son dakikalar olabile*cek şu anda, sana dokunmak, İstedim». Peygamber (s.a.v.) onun için dua etti.

Kureyş ilerlemeye başlamıştı. Fakat dalga dalga yayıl*mış olan kum tepecikleri arasında olduklarından daha az görünüyorlardı. Buna rağmen Peygamber (s.a.v.) onların gerçek sayısını ve iki ordu arasındaki dengesizliği biliyor*du. Ebu Bekir´le birlikte gölgeliğine döndü ve Allah´a, va-dettigi yardımı göndermesi için dua etti.

Hafifçe uyukladı ve uyandığında: «Neşelen ey Ebu Be*kir: Allah´ın yardımı geldi. İşte Cebrail, elinde bir atla geliyor, savaş için hazırlanmış» dedi.[1]

Arap tarihinde birçok savaş, iki ordu karşı karşıya geldikten sonra tam çatışmaya başlanacağı anda son bulmuştu. Fakat Peygamber (s.a.v.) bu kez savaşın olacağın*dan emindi, işte bu karşılarında]» ordu ona vadedüen iki gruptan biri idi. Akrabalar da savaşın kaçınılmaz olduğu*nu anlamış gibi, iki ordunun da ölülerini yemek için kaya*lıklara tünemişlerdi. Kureyşin hareketlerinden saldırıya ha*zırlandıkları anlaşılıyordu. Çok yaklaşmışlar ve müslüman-ların yaptığı sarnıcın yakınına konaklamışlardı. İlk hare*ketlerinin sarnıcı ele geçirmek olacağı anlaşılıyordu.

Mahdum kabilesinden Esved diğerlerinin Önüne geçti ve su içmek üzere ilerledi. Onun karşısına Hamza (r.) çıktı; ilk kılıç darbesiyle bacağını dizinin ortasından yaraladı, ikinci darbeyle de öldürdü. Onun arkasından, hâlâ Ebu Ce-hili´n olaylarına maruz kalan Utbe, safların önüne fırladı ve teke tek karşılaşmayı teklif etti. Ailenin şerefini yük*seltmek için kardeşi Şeybe ve oğlu Velid onun iki tarafın*da yer aldılar. Bu meydan okumayı ilk kabul eden, En-sar´dan Peygamber (s.a.v.)´e ilk biat eden altı kişiden biri olan Hazreç´li Neccar kabilesinden Avf (r.) oldu. Avf ile bir*likte kardeşi Muavviz de ileri çıktı. Medine´de Kesva, Hic*retin son konağını onların mahallesinde yapmıştı. Mey*dan okumaya karşı çıkan üçüncü kişi ise, îbn Ubey´i Pey*gamber (s.a.v.)´e nazik davranması için uyaran Abdullah îbn Revana Cr.) idi.

«Kimsiniz?» diye sordu Kureyşliler. Adamlar cevap ve*rince Utbe: «Siz soylusunuz ve bizim dengimizsiniz. Fa*kat bizim sizinle işimiz yok. Bizim meydan, oku/uşumuz sadece kendi kabilemizden olanlara» dedi. Daha sonra Ku-reyş´in habercisi şöyle bağırdı: «Ey Muhammed, bizim kar*şımıza kendi kabilemizden uygun adamlar çıkar». Peygam*ber (s.a.v.) böyle bir şeye niyetlenmemişti, fakat Ensarm aceleciliği bu duruma sebep olmuştu. Bu nedenle Peygam*ber (s.a.v.) en fazla kendi ailesinin bu savaşa sebep oldu*ğunu düşünerek ailesinden üç kişiyi çağırdı. Meydan oku*yanlardan ikisi orta yaşlı, biri gençti. Peygamber (s.a.v ) «Kalk ey Ubeyde! Kalk ey Ali! Kalk ey Hamza!» dedi. Ubey-de ordudaki en yaşlı ve en deneyimli adamdı; o da Abdu´l-Muttalib´in torunu oluyordu. Ubeyde, Utbe İle, Hamza Şeybe ile, Ali de Velid ile karşılaştı. Çarpışmalar uzun sür*medi: kısa bir sûre sonra Şeybe ve Velid yerde ölmüş bir hal*de yatıyorlardı. Hamza ve Ali (r.) ise yaralanmamışlardı bi*le. Fakat Ubeyde tam Utbe´yi yere düşürmüşken bacağına bir kılıç darbesi yedi. Bu üçlü bir mücadeleydi; üçe karşı üç. Bu nedenle Hamza ve Ali kılıçlarını Utbe´ye çevirdiler ve Hamza´nın kılıç darbesiyle Utbe öldü. Daha sonra ya*ralı kuzenlerni geriye taşıdılar. Ubeyde fr.) çok kan kaybet*mişti, kopan bacağının yarasından hâlâ kan fışkırıyordu. Fakat onun sadece bir tek düşüncesi vardı: «Ben bir şehit değil miyim, ey Allah´ın Rasulü?» dedi. Peygamber (s.a.v.) ona yaklaştı ve: «Elbette şehitsin» cevabını verdi.

îki düşman arasındaki durgunluk Kureyş´in attığı bu okla bozuldu. Ok Ömer´in azatlılarından birine isabet etti, adam ağır yaralı bir şekilde yere yuvarlandı. İkinci ok da, sarnıcın başında su içmekte olan Hazreç´li genç Hârise´-nin boynuna saplandı. Peygamber s.a.v.) adamlarına mo*ral vererek şöyle dedi r «Muhammed Cs.a.v.) ´in nefsini kud*ret elinde tutana yemin olsun ki, bugün mükâfat umarak çarpışan ve öldürülen, geriye üunmeyip hep ilerleyen kim varsa, Allah onları Cennete koyarak mükâfatlandıracak».[2]. Onun söylediklerini duyanlar, uzakta olup da duyamayan-lara ulaştırdılar. Hazreç kabilesinin Selime kolundan olan Umeyr (r.î elindeki bir avuç dolusu hurmayı yiyordu. «Al*lah! Allah!» diye bağırdı, «Benimle cennet arasında şu adamların beni öldürmesinden başka bir şey kalmadı mı´». Hemen elindeki hurmaları fırlattı ve emre hazır bir şe*kilde elini kılıcının üstüne koydu.

Avf (r.), Peygamber Cs.a.v.)´in yanında ayakta duru*yordu ve kendisi ilk kabul eden olduğu halde düelloda ken*disinin kabul edilmemesi onu hayal kırıklığına uğratmış*tı: «Ey Allah´ın Rasülü, Allah´ın kuluyla alay ettirmesi*nin sebebi neydi?» Peygamber hemen şu cevabı verdi: «Sen zırhsız bir şekilde düşmanların ortasına dalacaksın». Bunun üzerine Avf, hemen giydiği zırhı üzerinden çıkar*dı. O sırada Peygamber (s.a.v.) yerden bir avuç çakıltaşı aldı, Kureyş´e doğru «O yüzler harap olsun!» diyerek fır*lattı. Bunun onlara felaket getireceğinin farkındaydı. Da*ha sonra saldırı emri verdi. Onlara söylediği savaş çağrı*sı. Ya Mansur Emit!»[3] sözleri ağızdan ağıza dolaşıyordu. Zırhsız olan Avf ve Umeyr ilk çarpışanlar arasındaydılar ve öldürülene kadar mücadele ettiler. Müslümanlardan ölenlerin sayısı, onların ölümü, Ubeyde ve Itureyş okla-rıyla ölen iki kişi ile beraber toplam beşi buluyordu. Müslümanlardan o gün dokuz kişi daha ölecekti. Bu dokuz ki*şinin arasında Peygamber (s.a.v.)´in çok genç olduğu için geri göndermek istediği Sa´d´ın kardeşi Umeyr (r.) de var*dı.

«Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü». (Enfal: 17).

Bu sözler, hemen savaştan sonra indirilen âyetin bir bölümüydü. Fırlatılan çakıl taşlan ilahi yardımın tek ör*neği değildi. Kureyş´in karşı koyma gücünün en çetin ol*duğu bir anda mü´minlerden birinin kılıcı kırıldı. Cahş ailesinin akrabalarından, Ukkaşe adındaki bu adamın ilk düşüncesi gidip Peygamber (s.a.v.)´den başka bir silah is*temek oldu. Peygamber (s.a.v.) ağaçtan bir sopayı ona uza*tarak «Ukkaşe, bununla dövüş» dedi. Ukkaşe sopayı aldı, düşmana karşı salladığında sopa uzun, keskin bir kılıç ha*line geldi Ukkaşe, Bedir´de ve diğer savaşlarda bu kılıçla savaştı. Kılıca ilahî yardım anlamına gelen «el-Avn* adını verdiler.

Mü´mİnler, savaşırlarken yalnız değildiler. Çünkü Al*lah. Peygamber (s.a.v.) ´e yardım vadetmişti: «Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim» (En*fal: e).

Allah, meleklere de şu mesajı vermişti:

«Rabirin meleklere vahyetmişti ki: «Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık (güç ve metanet) katın, küfre sapanların kalblerme amansız bir korku salacağım, öyleyse (ey müslümaritar), vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına». (Enfaî: 12).

Meleklerin inananlara yardımcı, kafirlere ise korku ve*rici olarak varolduğunu oradaki herkes hissediyordu. Fa*kat çok azı onları görüp, algılayabildi. Komşu Arap kabi*lelerinden iki adam, savaştan sonraki ganimetlerden çal*mayı ümit ederek bir tepede savaşın bitmesini bekliyorlar*dı. Üstlerinden bir bulut geçti, at kişnemeleriyle dolu bir bulut Adamlardan biri o anda düşüp Öldü. Yanındaki,adam daha sonra şöyle dedi: «Korkudan kalbi çatlamıştı».

Sonunda Kureyşliler kaçmaya başladılar. Ebu Cehil kaçmaya çalışırken Avf in kardeşi Muaz onu yere düşür*dü. Ebu Cehil´in oğlu İkrime de Muaz´a hücum etti ve onu omuzundan yaraladı. Muaz sağlam koluyla savaşa devam etti, diğer kolu yanında sadece derisiyle bedenine bağlı bir şekilde sallanıyordu. Çok acımaya başlayınca Muaz eğildi, kesik elini ayağının altına koyarak kendini yukan doğru çekti, yaralı kolu koptu. Muaz düşmanını takibe devam etti. Ebu Cehil hâlâ yaşıyordu. Fakat Avf´m diğer kardeşi Muavviz onu yerde yatarken farketti ve kılıcıyla öldürdü. Daha sonra o da Avf ^ibi ilerledi ve öldürülene dek sa*vaştı.

Kureyş´lilerin çoğu kaçmıştı. Elli kadar Kureyş´li ya sa*vaş sırasında ya da kaçarken yakalanıp öldürülmüş veya ağır yaralanmışta. Peygamber (s.a.v.) arkadaşlarına şöyle seslendi: «HaşimoğuUarmın ve diğerlerinin bizimle dövüş*mek istemeden zorla buraya getirildiklerini biliyorum» Ve eğer yakalanmışlarda, öldürülmemeleri gereken bir kaç isim saydı. Fakat ordunun çoğu zaten, esirlerini öldürmek yerine fidye almayı tercih etmişti.

Müslümanlardan sayıca fazla olduğu için Kureyşİüe-rin geri dönüp tekrar savaşma ihtimalleri vardı. Bu yüzden Peygamber (s.a,v.)´i Ebu Bekir (r.)´le birlikte gölgeliğine çekilmeğe razı ettiler, Ensardan bazıları da gözcülüğe baş*ladılar. Sa´d tbn Muaz gölgeliğin önünde kılıcı havada bekliyordu. Arkadaşlarının esirlerle birlikte kendisine doğru ´ geldiklerini görünce, yüzünde bunu tasdik etmez bir ifa- ı de belirdi. Bu ifadeyi farkeden Peygamber (s.a.v.) : «Ey Sa´d, onlann yaptıklarına galiba nefretle bakıyorsun» de*di. Sa´d bunun doğru olduğunu söyledi ve şunları ekledi: «Bu, Allah´ın putperestlere gösterdiği ilk yenilgi, bu adam*ları diri görmektense öldürülmelerini tercih ederdim». Ömer (r.) de Sa´d (r.) ile aynı fikirdeydi. Fakat Ebu Be*kir, esirlerin er geç müslüman olabilme ihtimalleri olduğu için, serbest bırakılması taraftarıydı. Peygamber (s.a.v.) de onun görüşüne katılıyordu. Günün geç saatlerinde Ömer, gölgeliğe girdiğinde Peygamber (s.a.v.) ve Ebu Bekir´i yeni gelen vahyin etkisiyle titrer bir durumda buldu. Gelen vahiy şöyleydi:

«Hiçbir peygambere, yeryüzünde (küfredenlere karşı) kesin bîr zafer kazantncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yaratım istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir». (Enfal: 67}

Daha sonra gelen vahiy, esirlerin Öldürülmemesi fik*rinin Allah tarafından desteklendiğini belirtiyordu. Peygamber (s.a.v.)´e esirlerle ilgili bir mesaj da vardı:

«Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: «Eğer Allah, sızın kalblerimzde bir hayır bilirse (görürse) size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allak bağışlayandır, esirgeyendir», (hnfal: 70).

Bununla birlikte yaşamasına izin verilemeyecek bir adam vardı: Ebu Cehil. Genelde herkes onun öldürüldüğü kanaatindeydi, Peygamber (s.a.v.) cesedinin arpnması için emirler verdi. Abdullah tbn Mes´ud (r.), İslâm´a diğer Mek-ke´lilerin hepsinden daha fazla nefret gösteren bu adamın cesedini bulmak için bir kez daha savaş alanına gitti, Ebu Cehil, önünde ayakta duran düşmanını farkedebilecek kadar yaşadı. Abdullah, Kâ´be´nin önünde ille defa sesli ola*rak Kur´an okuyan adamdı. Ebu Cehil, onu koruyan kim*sesi olmadığı, annesi köle Zühre´nin bir müttefiki olan bir köle olduğu için Kâ´be´nin önünde kılıçla yüzünden yara*lamıştı. Abdullah ayağını Ebu Cehil´in boynuna koydu Ebu Cphil: «Küçük çoban, yeteri kadar yükseldin demek» de*di. Daha sonra, savaşı hangi tarafın kazandığını sordu. Ab*dullah : «Allah ve Rasulü kazandı» dedi. Sonra başını ke*sip Peygamber (s.a.v.)´e ***ürdü.

Ebu Cehil, savaş bittikten sonra öldürülen tek Kureyş-li lider değildi. Abdurrahman îbn Avf, ganimet olarak al*dığı zırhı taşırken, bineğini kaybettiği için kaçamayan şiş*man Umeyye´ye rastladı. Yanında elinden tuttuğu oğlu Ali de vardı. Umeyye bir zamanlar arkedaşı olan bu ada*ma : *Beni esir olarak al, çünkü ben birden fazla zırha de*ğerim» dedi. Abdurrahman bu teklifi kabul etti ve elindeki zırhı bırakarak onu ve oğlunu elinden tutup ***ürmeye başladı. Fakat o, esirlerini kampa doğru ***ürürken Bilâl Cr.) eski sahibi ve ona işkence eden adamı farketti. «Umeyye! Küfrün başı! O yaşadıkça ben nasıl yaşarım?» diye bağır*dı. Abdurrahman onların kendi esirleri olduğunu hatır*lattı. Fakat Bilâl yine bağırmaya devam etti: «O yaşadık*ça ben nasıl yaşarım!» Sinirlenen Abdurrahman: «Beni duymuyor musun ey kara kadının oğlu?» diye, bağırdı. Bu*nun üzerine Bilâl, müezzin olmasını sağlayan gür sesinin tüm gücüyle bağırdı: «Ey Allah´ın yardımcıları, küfrün ba*şı Umeyye! O yaşadıkça ben nasıl yaşarım?». Her taraftan adamlar koşuştu ve Abdurrahman´la iki esirinin çevresi*ni kuşattılar. Daha sonra bir kılıç çekildi ve Ali yere düş*tü, fakat ölmedi. Abdurrahman Umeyye´nin elini bıraktı ve «Kendin kaçabilirsen kaç, çünkü ben senin İçin hiçbir şey yapamam» dedi. Etrafını saran adamlar hemen iki esi*ri de öldürdüler. Abdurrahman sonraki yıllarda şöyle der*di: «Allah Bilâl´e merhamet etsin! Zırhlarımı kaybettim, Bilâl de beni iki esirimden etti.»[4]

Peygamber (s.a.v.), savaşta Öldürülen, tüm müşriklerin cesetlerinin bir kuyuya toplanmasını emretti. Utbe´nin ce*sedi taşınıp kuyuya atılırken oğlu Ebu Huzeyfe (r.)´nin yü*zü sarardı ve üzüntüyle doldu. Peygamber (s.a.v.î bunu hissetti ve ona teselli dolu bir bakışla baktı. Ebu Huzeyfe şöyle dedi: «Ey Allah´ın Rasulü, babamla ilgili emrine ve oraya atılmasına karsı çakmıyorum. Fakat onu akıllı, hik*met sahibi ve düşünceli bir adam bilirdim. Bu niteilkle-rin onu İslam´a getirmesini ümit ediyordum. Fakat onun küfürde inatlaştığını ve o halde öldüğünü görünce üzül*düm». Sonrö Peygamber (s.a.v.) Ebu Huzeyfe (r.) için ha*yır dualar etti.

Kamptaki barış ve sessizlik sinirli bir takım seslerle bozuldu. Geride Peygamber (s.a.v.)´i korumak için kalan*lar da ganimetten pay istiyorlardı. Düşmanı kovalayıp esir alanlar ve ganimetleri kendi ellerinde toplayanlar ise bun*ları vermek istemiyorlardı. Peygamber fs.a.v.)´in bu karı*şıklığı düzeltip eşit bir dağıtım yapmasına fırsat kalma*dan bu konuda bir vahy geldi:

«Sana savaş ganimetlerini sorarlar. De ki: Ganimetler Allah´ta ve Rasulündür». (Enfaî: 1).

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v,) ganimetlerin ve esir*lerin artık özel mülkiyette olmadığını söyledi ve hepsinin yanına getirilmesini istedi. Hiç karşı çıkılmaksızm düzen hemen sağlandı.

En Önemli esirlerden biri, Şevde´nin kuzeni ve ilk ko*casının kardeşi olan, Amir kabilesinin şefi Süheyl idi. Pey*gamber fs.a.v.)´e daha yakın bağlarla bağlı olan esirler arasında amcası Abbas, damadı, yani kızı Zeyneb´in kocası Ebu´l-As, ve kuzenleri Nevfel ile Akil de vardı. Peygamber (s.a.v.) esirlere iyi davranılmasıyla ilgili genel bir emir vermişti. Fakat esirlerin bağlanması da gerekliydi, bu yüz*den esirlerin bağlanmasına izin verdi. Fakat Peygamber (s.a.v.) o gece, amcasının böyle bir konumda olduğunu dü*şünerek uy uyamadı. Ve bağlarının gevşetilmesi için emir verdi. Diğer esirler, akrabalarından daha az ilgi gördüler. Mus´ab (r.), Ensardan biri tarafından esir alınan kardeşi Ebu Aziz´e rastladı. Mus´ab esir alana: «Onu sıkı tut, çün*kü annesi çok zengindir, sana yüklü bir miktar fidye ve*rebilir» dedi. Ebu Aziz: «Ey kardeşim, beni başkalarına mı emanet ediyorsun?» deyince Mus´ab: «Şimdi senin ye*rine benim kardeşim O.» cevabını verdi. Bununla birlikte Ebu Aziz daha sonraki yıllarda, kendisini 4.000 dirhem fid*ye karşılığında serbest bırakıp Medine´ye ***üren Ensar*dan gördüğü iyi muameleyi anlatırdı.

Hâlâ sayıca çok fazla olan sekiz yüz kişilik Mekke or*dusunun, geri dönüp saldırmayacak kadar uzaklaştığı ke-sinleşince, Peygamber (s.a.v.3, Abdullah îbn Revana (r.)´yı zafer haberini vermek üzere Yukarı Medine´ye, Zeyd´i de Aşağı Medine´ye gönderdi. Kendisi ise orduyla birlikte Be-dir´de kaldı. O gece, kafirlerin cesedlerinin atıldığı kuyu*nun başında durdu ve -. «Ey kuyudakiler, ey Peygamber´in akrabaları, ona çok kötü bir akrabalık gösterdiniz. Beni başkaları kabul ederken, siz bana yalancı dediniz. Başka*ları zafer kazanmamda bana yardım ederken siz bana kar*şı savaş açtınız. Siz, Rabbtnizin size verdiği sözün hak ol*duğunu gördünüz mü? Ben, «Rabbimin bana verdiği sö*zün gerçekleştiğini-ve hak olduğunu gördüm,» dedi. As-habdan bazıları onun ölülerle konuştuğunu duydular ve endişe ettiler. Peygamber (s.a.v.) onlara: «Siz benim söz*lerimi onlardan daha iyi duyamazsınız. Onların simden tek farkı bana cevap vermemeleri,» dedi[5]

Ertesi sabah erkenden ordu ve esirlerle birlikte yola çıkıldı. Esirlerin en değerlileri, yani aileleri 4000 dirhem fidye ödeyebilecek olanlardan âtisi Abdu´d-Dar´dan Nadr ile Abdu´ş-Şems´ten Ukbe[6] idi. Fakat bu iki adam îslam´ın en azılı düşmanlarıydı ve eğer serbest bırakılırlarsa he*men eski kötü faaliyetlerine başlayacaklardı. Çünkü bu ahmakları, Bedir´de sayıca az olan müslümanlann zafer

kazanması bile düşünceye sevketmezdi. Peygamber Cs.a.v )´-in gözü sürekli onların üstündeydi; fakat iki adamın da kalbinde bir değişiklik görünmüyordu. Yolculuk sırasında, onların yaşamasının Allah´ın isteğine aykırı olduğu düşün*cesi Peygamber´de belirdi. Konakladıkları bir yerde, Nadr´-m öldürülmesini emretti. Onun başını Hz. Ali kesti. Bir di*ğer konak yerinde de Ukbe, Evs´li bir adamın elinden ay*nı akıbete uğradı. Peygamber (s a.v.) Medine´ye yayan üç gün uzaktaki bir konak yerinde geri kalan esir ve gani*metleri paylaştırdı. Savaşta rol alan her adama eşit bir pay verdi.

O zamana kadar Zeyd ve Abdullah îbn Revana (r.) Me*dine´ye varmıştı ve yahudilerlo münafıklar hariç herkes bayram sevinci yaşıyordu. Fakat Zeyd getirdiği iyi haber*lerin yamsıra, kötü haberler de alnrtşti: Rukiyye olmuştu, Osman ve Üsame onu gömmüşler ve henüz yeni donuyor*lardı. Zeyd, Afra´ya iki oğlunun da -Avf ve Muavviz- öl*dürüldüğü haberini verince, şehrin o bölgesindeki üzüntü daha da fazlalaştı. Şevde, iki evdeki matemi de teselli et mek için kendi eviyle ´Afra´nın evi arasında mekik doku*yordu. Afra için üzüntünün yanında sevinç de vardı çün*kü oğulları kahramanca çarpışmışlar ve şereflice ölmüş*lerdi. Zeyd, Rubayyi´ye de sarnıçta su içerken boynundan okla vurulan oğlu Harise, tbn Surâka´nm da ölüm haberi*ni vermek zorundaydı. Birkaç gün sonra Peygamber (s a.v } Medine´ye gelir-gelmez, Rubayyi hemen ona gitti ve oğlu*nu sordu. Çünkü oğlu savaş başlamadan, îslam için bir ok bile atmaya fırsat bulamadan öldürülmüştü. «Ey Allah´*ın Rasulü,» dedi Rubayyi, «Bana Harıse´nin Cennet´te ol*duğunu söylemeyecek misin? Eğer cennette olduğunu söy*lersen bu kaybı sabırla karşılayayım, eğer cennette değil*se ağlayarak ona yas tutayım». Peygamber (s.a.v.) bu tür sorulara her zaman genel cevaplar verir O çoğu kez «Ameller niyetlere göredir»[7] deyip, amacım yerine getir*mese bile bir mü´minin, Allah için niyet ederse mükâfatını alacağını belirtmiştir. Fakat bu kez kadına özel bir ce*vap verdi: «Ey Harise´nin annesi, cennette birçok bahçe*ler vardır. Senin oğlun ise onların en yükseğinde, Firdevs1-tedir.»[8].





--------------------------------------------------------------------------------

[1] B. LXIV, 10. I. I. 444

[2] I. I, 445.



[3] Bu terim Arapça´da anlamlıdır, fakat Türkçe´ye çevrildiğin*de anlamını yitiriyor. Yaklaşık olarak: «Ey Allah´ın zafer verdikleri, öldürün!» anlamına gelir.



[4] 11.1. 448-9.

[5] I. I. 454

[6] Bak. böl.



[7] B. i. ı. 220

[8] B. LVI. 11



ISRA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   ISRA nickli üyeye özel mesaj gönderin ISRA tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Tags:

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
ASHAB-I BEDiR ANKEBUT (S.A.V.)'in Ashab-ı Kiramı 3 31-10-2009 18:20
Bedir Savaşı’nda cemaatle namaz ANKEBUT Namazla İlgili Yazılar 0 12-06-2008 00:25
Bedir´e Doğru ISRA Siyer-i Nebi (S.A.V) 0 21-05-2008 18:56
ASHAB-I BEDiR ANKEBUT (S.A.V.)'in Ashab-ı Kiramı 0 24-04-2008 00:54
Bedir Savasi Mc_EastSideBoy Peygamber (s.a.v.)'in Hayatı 0 27-02-2007 23:39



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Saat 06:40.

Forum Saati + 2 Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

www.ilimhazinem.com

627 631 632 634 635 636 638 639 642 643 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 681 682 683 685 686 688 689 699 700 701 702 703 704 705 712 717 718 719 720 721 722 724 725 726 727 728 729 730 731 732 734 735 736 737 738 739 740 742 743 744 745 746 753 758 760 761 762 763 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 787 788 789 790 791 792 793 795 796 797 800 801 802 803 805 806 808 809 810 811 814 818 819 820 821 822 824 825 826 827 832 833 836 837 838 839 840 841 842 844 845 846 850 851 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 906 908 909 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 944 945 947 949 952 953 954 955 958 967 970 971 973 980 981 984 987 988 989 990 991 992 993 994 995 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1124 1125 1128 1129 1130 1131 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164