efrahim
06-10-2008, 16:55
Evlenirken attığınız adım ne kadar büyüktü bilmem?
Ne kadar koşmayı istediniz eşinizle?
Yorulunca birbirinize nasıl destek verdiniz?
Kim taşıdı diğerini, kim kaldırdı düşeni?
İlk adımı birbirinizden mi beklediniz yoksa?
Neler düşlediniz bu uzun soluklu maratona başlarken?
Hani hep derler ya, “Evlilik aşkı öldürür!” diye.
Bu söze ne kadar inanıyorsunuz bilmem. Toplumdaki ailelere bakınca sözlerin beyinlerdeki etkisinin çok fazla olduğu görülüyor, yaşanıyor.
Böyle sözlere yenileri ilave edilip değiştirilmedikçe; bizler dünyamızın cenneti yuvalarımızı kurmakta zorlanacak gibiyiz.
Sizin yuvanız cennet gibi mi?
Yoksa…
Yazmak istemiyorum ve istiyorum ki, yuvaları cennet yapma yolunda adımlar atalım. Ne dersiniz? Evlerimizde yepyeni beyaz sayfalar açmaya, o mutlu ilk adımı yeniden atmaya hazır mısınız? Evliliğe Hazır Olun
Evlenmek kolay, sürdürmek zordur. Çaba, gayret, sabır, eğitim ister.
Biz ehliyet alırken bile sürücü kursuna gideriz, trafik bilgilerini ezberleriz.
Ama evlenirken… Evlilik nedir? Niçin evleniyoruz? Cevaplarını gerçekten bilmek istiyor muyuz?
Evlilikle ilgili hayaller kuruyor, koltuklara, takılara, çeyizlere milyarlar veriyoruz. Ama “Geçinme Sanatı” ve “Evlilikte Çatışma Çözme Sanatı”, “Mutlu Olma Sanatı” gibi hayatımızı etkileyecek konularda bilgi edinmiyor ve rasgele bir evlilik felsefesi ile evleniyoruz.
Bu felsefeyi de zaten bizden önce büyüklerimiz belirliyor. “Gelinlikle çıktığın bu eve kefenle dönebilirsin!” ya da “Ayrılık şerefsizliktir!” gibi. Şimdi bu felsefe değişti tabiî, “Sakın çekme, geçinemezsen bırak gel!”, “Gidebileceği yere kadar, ölene kadar değil!” şeklinde..
Boşanma dillerde sakız olmuş.Fedakârlık ve sabır ise unutulan şeyler.
Evlilikleri sürdürme çabası yok. Eşler de birbirine güvenmiyor.
Güven olmayınca, saygı ve sevgi dünden terk ediyor yuvaları.
“Evlilik Felsefesi” olmadan, eşler ortak bir kültürle, ortak bir hedefe kilitlenmeden mutluluk olmuyor.
Evlilik dilinde, kavramları yeniden yorumlamalı aslında.
Ben-sen yerine, biz Kullanma yerine, paylaşım “Taş fırın” ya da “light” yerine, “beyefendi”, “adam gibi adam” olmak (İstanbul beyefendisi) “Bireysel özgürlükçü” bayan yerine, “ailece özgürlüğü benimseyen” hanımefendi olmak Sevgiyi öldüren “emirler” yerine, sevgiye yol açan “ricâlar”…
“Kızdım, içime gömdüm” demek yerine, “açık iletişim” kurmak..
“Tekdir (azarlamak)” yerine “takdir” gibi. (Takdir edilen davranış mutlaka tekrar eder.)
Aklınızdan Geçmişin Olumsuz Anılarını Silin
Olumlu düşünün güzel anılarınızı hatırlayın. (Yok ki, deyip kötüleri değil.)
Evlendiğiniz eşiniz; sizin dünyanız ve âhiretinizdeki yerinizi belirlemede en etkin kişidir.
Sizin için çok önemlidir.
O, babanızın, annenizin gelini, damadı değil; sizin kaderinizdir. (Kader deyince insan kendisinin etkisini unutup, boyun eğerek, başkasını suçlamamalı)
Sizin eşinizdir, (bu bir.)
Düğün karmaşasında yaşanan artılar eksiler, “şu isteklerim oldu, şunlar olmadı”lar artık bitti.
Bunun suçlusu eşiniz değil. (bu iki.)
Yuvanızda birbiriniz için yaptığınızı düşündüğünüz iyilikler, fedakârlıklar yok.
Yapılan fedakarlık “yuvanız” için, yani senin için değil, bizim için.
Artık sizi isteyen çok zengin, makam mevki sahibi kişilerin önemi yok.
Onlar da yok Evlilik için iki kişi yeterlidir ve o iki kişi sizsiniz.
Eşler zihinlerinde binlerce kişiyle evlenirse oturdukları 2 kişilik koltukta, akıllarındaki kişilerle oturmak zorunda kalırlar ve sığamazlar. O ev, o koltuk, onlara dar gelir.
Ne demiştik “geçmiş” geçti artık.
Şimdi, “şimdi” var.
Ama birçok insan, geçmişin pişmanlıkları, geleceğin endişesi ile şimdiyi yaşayamadan, çoğu zaman bir gün bile yaşamadan bu hayattan göçüp gidiyor. (Siz farklı olun, farklı olmaya da kararlı!..)
Ne kadar koşmayı istediniz eşinizle?
Yorulunca birbirinize nasıl destek verdiniz?
Kim taşıdı diğerini, kim kaldırdı düşeni?
İlk adımı birbirinizden mi beklediniz yoksa?
Neler düşlediniz bu uzun soluklu maratona başlarken?
Hani hep derler ya, “Evlilik aşkı öldürür!” diye.
Bu söze ne kadar inanıyorsunuz bilmem. Toplumdaki ailelere bakınca sözlerin beyinlerdeki etkisinin çok fazla olduğu görülüyor, yaşanıyor.
Böyle sözlere yenileri ilave edilip değiştirilmedikçe; bizler dünyamızın cenneti yuvalarımızı kurmakta zorlanacak gibiyiz.
Sizin yuvanız cennet gibi mi?
Yoksa…
Yazmak istemiyorum ve istiyorum ki, yuvaları cennet yapma yolunda adımlar atalım. Ne dersiniz? Evlerimizde yepyeni beyaz sayfalar açmaya, o mutlu ilk adımı yeniden atmaya hazır mısınız? Evliliğe Hazır Olun
Evlenmek kolay, sürdürmek zordur. Çaba, gayret, sabır, eğitim ister.
Biz ehliyet alırken bile sürücü kursuna gideriz, trafik bilgilerini ezberleriz.
Ama evlenirken… Evlilik nedir? Niçin evleniyoruz? Cevaplarını gerçekten bilmek istiyor muyuz?
Evlilikle ilgili hayaller kuruyor, koltuklara, takılara, çeyizlere milyarlar veriyoruz. Ama “Geçinme Sanatı” ve “Evlilikte Çatışma Çözme Sanatı”, “Mutlu Olma Sanatı” gibi hayatımızı etkileyecek konularda bilgi edinmiyor ve rasgele bir evlilik felsefesi ile evleniyoruz.
Bu felsefeyi de zaten bizden önce büyüklerimiz belirliyor. “Gelinlikle çıktığın bu eve kefenle dönebilirsin!” ya da “Ayrılık şerefsizliktir!” gibi. Şimdi bu felsefe değişti tabiî, “Sakın çekme, geçinemezsen bırak gel!”, “Gidebileceği yere kadar, ölene kadar değil!” şeklinde..
Boşanma dillerde sakız olmuş.Fedakârlık ve sabır ise unutulan şeyler.
Evlilikleri sürdürme çabası yok. Eşler de birbirine güvenmiyor.
Güven olmayınca, saygı ve sevgi dünden terk ediyor yuvaları.
“Evlilik Felsefesi” olmadan, eşler ortak bir kültürle, ortak bir hedefe kilitlenmeden mutluluk olmuyor.
Evlilik dilinde, kavramları yeniden yorumlamalı aslında.
Ben-sen yerine, biz Kullanma yerine, paylaşım “Taş fırın” ya da “light” yerine, “beyefendi”, “adam gibi adam” olmak (İstanbul beyefendisi) “Bireysel özgürlükçü” bayan yerine, “ailece özgürlüğü benimseyen” hanımefendi olmak Sevgiyi öldüren “emirler” yerine, sevgiye yol açan “ricâlar”…
“Kızdım, içime gömdüm” demek yerine, “açık iletişim” kurmak..
“Tekdir (azarlamak)” yerine “takdir” gibi. (Takdir edilen davranış mutlaka tekrar eder.)
Aklınızdan Geçmişin Olumsuz Anılarını Silin
Olumlu düşünün güzel anılarınızı hatırlayın. (Yok ki, deyip kötüleri değil.)
Evlendiğiniz eşiniz; sizin dünyanız ve âhiretinizdeki yerinizi belirlemede en etkin kişidir.
Sizin için çok önemlidir.
O, babanızın, annenizin gelini, damadı değil; sizin kaderinizdir. (Kader deyince insan kendisinin etkisini unutup, boyun eğerek, başkasını suçlamamalı)
Sizin eşinizdir, (bu bir.)
Düğün karmaşasında yaşanan artılar eksiler, “şu isteklerim oldu, şunlar olmadı”lar artık bitti.
Bunun suçlusu eşiniz değil. (bu iki.)
Yuvanızda birbiriniz için yaptığınızı düşündüğünüz iyilikler, fedakârlıklar yok.
Yapılan fedakarlık “yuvanız” için, yani senin için değil, bizim için.
Artık sizi isteyen çok zengin, makam mevki sahibi kişilerin önemi yok.
Onlar da yok Evlilik için iki kişi yeterlidir ve o iki kişi sizsiniz.
Eşler zihinlerinde binlerce kişiyle evlenirse oturdukları 2 kişilik koltukta, akıllarındaki kişilerle oturmak zorunda kalırlar ve sığamazlar. O ev, o koltuk, onlara dar gelir.
Ne demiştik “geçmiş” geçti artık.
Şimdi, “şimdi” var.
Ama birçok insan, geçmişin pişmanlıkları, geleceğin endişesi ile şimdiyi yaşayamadan, çoğu zaman bir gün bile yaşamadan bu hayattan göçüp gidiyor. (Siz farklı olun, farklı olmaya da kararlı!..)