ISRA
30-04-2008, 19:48
ULUBATLI HASAN
29 Mayis 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki Islâm ordusunda büyük bir hazirlik göze çarpiyordu. Islâm askerleri sabah namazindan önce en temiz elbiselerini giymisler, birbirleriyle helallesmisler, cemaatle namazi kildiktan sonra ordudaki yerlerini almislardi. Kâinatin Efendisinin müjdeledigi "Mesud askerler"den olmak ve Cenab-i Hakkin huzuruna sehid olarak gitmek için yanip tutusuyorlardi. Hele içlerinden birisi vardi ki, heyecandan yerinde duramiyordu. Bir gün önceden komutanlarina yalvarmis en ön saflarda vurusan birlikte yer almak için çok dil dökmüstü.
Ulubatli Hasan adli bu yigit Bursa Karacabey'deki Ulubat gölünün kuzeybati kiyisinin yakininda bulunan Ulubat köyünde dünyaya gelmisti. Yigitler yigidiydi. At yarislarinda, ok atmada, güreste birinciydi. Daha sirtini yere getiren çikmamisti. Öyle ki çogu defa iki kisiyle birden güresir, ikisini de yenerdi. Ulubatli Hasan'in gönlü ALLAH için cihad etme askiyla yanip kavrulmaktaydi "Ila'yi kelimetullah" ugruna can vermek en büyük emeliydi.
Büyük hücum'un yapilacagi gün en ön safta vurusacagi için çocuklar gibi seviniyordu. Otuz tane gözüpek yeniçeri seçmisti. Hep birlikte ayni noktaya hücum edeceklerdi.
Nihayet beklenilen an gelip çatmisti. Mehter "hücum" havasi çalinca Ulubatli Hasan ve arkadaslari "ALLAH ALLAH" sesleriyle ileri atilmislardi. Ulubatli'nin bir elinde sancak, diger elinde kalkan vardi. Sura dayanan merdivenlerden süratle tirmaniyordu. Atilan oklara, taslara, üzerlerine dökülen kizgin yaglara kalkanini siper ediyordu. Nihayet surlarin üzerine varmayi basarmisti. O anda kalkanini firlatip atmis, uzun palasini çekmis, arslanlar gibi vurusmaya baslamisti. Önüne çikan düsman askerlerine vuruyor, vuruyordu. Yahya Kemal'in tasvir ettigi gibiydi manzara. Söyle demektedir sair:
Vur pençe-i Alî'deki semsîr askina
Gülbangi asmani tutan pir askina
Ey lesker-i müfettihü'l-ebvâb vur bugün
Feth-î mübîni zâmin o tebsir askina
Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilâl içün
Gelmis bu sehsüvâr-i cihangir askina
Düssün çelengi Rûm'un egilsün ser-î Firenk
Vur Türk'ü gönderen yed-i takdir askina
Son savletinle vur ki açilsin bu sûrlar
Fecr-i hücum içindeki Tekbîr askina
Ulubatli'nin simsek gibi çakan kilicindan ürken düsman askerleri uzaktan ok yagdirmaya baslamislardi. Oklar pes pese Hasan'in vücuduna saplaniyordu. Ayakta duramayacagini anlayan Ulubatli sancagi Topkapi'daki surlann üzerine dikivermisti. Sancagin surlarin üzerinde dalgalandigini gören askerler cosmustu. Tekbir getirerek büyük bir gayretle surlara hücum ediyorlardi. Ulubatli Hasan da vücudunun oklarla delik desik olmasina ragmen yarali ars-lan gibi sancagin yanina düsman askerlerini yaklastirmiyordu. Nihayet diger arkadaslan yanina gelmis, Hasan'in etrafina halka olmuslardi. Sancagin artik emin ellerde oldugunu gören Hasan yüzünde mes'ud
bir tebessümle ruhunu Rahman'a teslim etmisti. Kendisiyle birlikte surlara tirmanan arkadaslarindan 18'i de sehid olmus, kalan 12'si sancagi düsürmemisti.
Çok genç yasta sehitlik rütbesini kazanan Ulubatli Hasan'in vücuduna 27 ok saplanmisti. Arkadaslan bu oklari çikardilar ve bu mübarek sehidi Fatih'in huzuruna ***ürdüler. Fatih, Islâmin bu bahadir evladina dua ettikten sonra söyle demistir: "Ulubatli Hasan'im! Ne kadar sanlisin. Eger sultan olmasaydim, Ulubatli Hasan olmak isterdim!
Ulubatlı Hasan
Ulubatlı Hasan, İstanbul surları üzerinde ilk Türk sancağını dikerken şehit düşen yiğit askerdir. 1428 yılında Bursa'nın Ulubat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Ordu-yı Hümayun'a asker olarak İstanbul kuşatmasına katıldı. 1453 yılındaki büyük taarruz sırasında İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını dikerken şehit düştü. Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı beş yüz yıldan beri gönüllerde yaşar. Ulubat'ta adına dikilmiş bir anıt vardır.
İstanbul tam 53 günden beri muhasara altındaydı. 23 yaşındaki genç padişah ve dâhi kumandan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl almaz askerlik mucizeleriyle Bizanslıları şaşkına çevirmişti. Koca Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık belliydi bu.
28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gecenin sabahına doğru, mehter “gülbanklar” vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu Hâkan, hücum emrini vermişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulaklarında çınlıyordu:
– Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu şehr-i Konstantiniye cenginde silâh arkadaşlarım, yiğitlerim! Sizleri buraya, kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha büyük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Cihanda ün salmış bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye'de mahalle mahalle, bu şehri zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anılacaktır...
Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye susamıştı.
Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcını çekmiş, davudî sesiyle âdeta gürlüyordu:
– Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürüyün... Zafer sizindir ...
Asker, saflar halinde atılıyordu. 53 günden beri o mucize topların döve döve hamurlaştırdığı surların üzerine doğru yüklenen bir insan seli vardı. “ALLAH ALLAH” sesleri bir uğultu halinde semâyı kaplıyordu. On binlerce meşalenin sarı aydınlığı üstüne, henüz güneş doğmamıştı. Serdengeçtiler, surların, kalelerin üzerine yalın kılıç atılıyorlardı. Kalelerden, surlardan taş yağıyordu. Ok yağıyordu. Kızgın yağ ve alev alev yanan katran yağıyordu.
Sultan Mehmet Han, kahraman ordusuyla ve olanca ağırlığıyla yükleniyordu Bizans surlarının üzerine... Serdengeçtileri fedaîler, fedaîleri de başıbozuk askerler takip etmişti...
Tanyeri ağarırken sıra üçüncü safa gelmişti. Üçüncü hücum kolunu, ordunun en seçkin askerleri teşkil etmekteydi.
Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan da vardı bu safın arasında. Ordunun bayraktarıydı. Bir elinde kılıcı, bir elinde sancağı şahlanmıştı... Ve kulaklarında Sultan Mehmet Han'ın bir akşam evvel irad ettiği büyük nutkun sözleri tane tane uğulduyordu:
– Surlar vakıa bir harabe haline gelmiştir amma, surlar üzerine atılacak yiğitler büyük bir tehlike ile karşılaşacaklardır. Maharetimiz ve cesaretimiz her şeyin üstündedir. Zafer rüzgârı bizden yana esecektir. Konstantiniye bizim olacaktır...
Bursa'nın Ulubat köyünden bayraktar Hasan da yaklaşmıştı surların üzerine. İri parmaklarıyla gönderini sımsıkı kavradığı şanlı bayrağı, elindeki o kutsal emaneti mutlaka surların üzerine dikmeyi aklına koymuştu Hasan. Hilâlli sancağın surların üzerinde dalgalandığı anda düşman için her şeyin bitmiş olacağına inanıyordu.
Bir fırsatını buldu Ulubatlı Hasan. Elindeki kılıcını savurarak sur harabeleri üzerine doğru atıldı. Birkaç yiğit de kendisini takip etmişlerdi. Hasan en önde idi. Bir yandan kılıcını sallıyor, bir yandan da hilâlli sancağı gözlerini diktiği burca doğru ulaştırmaya çalışıyordu.
Bu cehennem ateşinin ortasında, koç yiğitler yiğidi Hasan, Eğrikapı tarafındaki burcun üzerine çıkmayı başardı. Sancağı dikti o burcun üzerine. Fakat aynı anda mancınıkla atılan büyük bir taşın ağırlığı altında dizleri üstüne düşüverdi. Doğrulmaya çalıştı. Fakat aynı anda üstüne belki otuz, belki kırk ok birden yağdı. Oracıkta yere yığılıverdi.
Peçevî'nin ünlü tarihinde “Adem ejderhası” olarak vasıflandırdığı dev cüsseli yiğit Ulubatlı Hasan'ın diktiği sancak, o anda Bizans'ın tüm ümidini yitirivermişti. Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpuşu artık surların üzerinde idi. Elli üç günlük direnişi kökünden tüketen an gelmişti. Öte yandan sancağın Bizans surları üzerinde dalgalandığını gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmıştı ileri.
Nihayet Hazret-i Peygamberimizin müjdelediği tarihî ve kutsal an gelip çatmıştı. 23 yaşındaki Sultan Mehmet Han secdeye gelerek ALLAH a şükretti. O andan itibaren genç hükümdar ve kumandan “Fâtih” unvanını da almış oluyordu...
BUDA FARLI Bİ KAYNAKTAN SONUÇ OLARAK
Buarada önemli olan, olayın yani bir Müslüman askerin sancağı surlara dikmesidir ve bu konuda dost düşman bütün tarihçiler ittifak halindedirler. Tarihçi Françes bu konuda ayrıntılı bilgi verdiği gibi, Dukas da olayı doğrulamaktadır. İsmini tam vermemeleri veya yanlış vermeleri önemli değildir. Önemli olan böyle bir olayın yaşanmasıdır. Nitekim beraberindeki 30 kişiden, atılan ok ve ateşlerle, 18’inin şehid olduğu gelen nakiller arsındadır.
29 Mayis 1453 günü Konstantiniyye önlerindeki Islâm ordusunda büyük bir hazirlik göze çarpiyordu. Islâm askerleri sabah namazindan önce en temiz elbiselerini giymisler, birbirleriyle helallesmisler, cemaatle namazi kildiktan sonra ordudaki yerlerini almislardi. Kâinatin Efendisinin müjdeledigi "Mesud askerler"den olmak ve Cenab-i Hakkin huzuruna sehid olarak gitmek için yanip tutusuyorlardi. Hele içlerinden birisi vardi ki, heyecandan yerinde duramiyordu. Bir gün önceden komutanlarina yalvarmis en ön saflarda vurusan birlikte yer almak için çok dil dökmüstü.
Ulubatli Hasan adli bu yigit Bursa Karacabey'deki Ulubat gölünün kuzeybati kiyisinin yakininda bulunan Ulubat köyünde dünyaya gelmisti. Yigitler yigidiydi. At yarislarinda, ok atmada, güreste birinciydi. Daha sirtini yere getiren çikmamisti. Öyle ki çogu defa iki kisiyle birden güresir, ikisini de yenerdi. Ulubatli Hasan'in gönlü ALLAH için cihad etme askiyla yanip kavrulmaktaydi "Ila'yi kelimetullah" ugruna can vermek en büyük emeliydi.
Büyük hücum'un yapilacagi gün en ön safta vurusacagi için çocuklar gibi seviniyordu. Otuz tane gözüpek yeniçeri seçmisti. Hep birlikte ayni noktaya hücum edeceklerdi.
Nihayet beklenilen an gelip çatmisti. Mehter "hücum" havasi çalinca Ulubatli Hasan ve arkadaslari "ALLAH ALLAH" sesleriyle ileri atilmislardi. Ulubatli'nin bir elinde sancak, diger elinde kalkan vardi. Sura dayanan merdivenlerden süratle tirmaniyordu. Atilan oklara, taslara, üzerlerine dökülen kizgin yaglara kalkanini siper ediyordu. Nihayet surlarin üzerine varmayi basarmisti. O anda kalkanini firlatip atmis, uzun palasini çekmis, arslanlar gibi vurusmaya baslamisti. Önüne çikan düsman askerlerine vuruyor, vuruyordu. Yahya Kemal'in tasvir ettigi gibiydi manzara. Söyle demektedir sair:
Vur pençe-i Alî'deki semsîr askina
Gülbangi asmani tutan pir askina
Ey lesker-i müfettihü'l-ebvâb vur bugün
Feth-î mübîni zâmin o tebsir askina
Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilâl içün
Gelmis bu sehsüvâr-i cihangir askina
Düssün çelengi Rûm'un egilsün ser-î Firenk
Vur Türk'ü gönderen yed-i takdir askina
Son savletinle vur ki açilsin bu sûrlar
Fecr-i hücum içindeki Tekbîr askina
Ulubatli'nin simsek gibi çakan kilicindan ürken düsman askerleri uzaktan ok yagdirmaya baslamislardi. Oklar pes pese Hasan'in vücuduna saplaniyordu. Ayakta duramayacagini anlayan Ulubatli sancagi Topkapi'daki surlann üzerine dikivermisti. Sancagin surlarin üzerinde dalgalandigini gören askerler cosmustu. Tekbir getirerek büyük bir gayretle surlara hücum ediyorlardi. Ulubatli Hasan da vücudunun oklarla delik desik olmasina ragmen yarali ars-lan gibi sancagin yanina düsman askerlerini yaklastirmiyordu. Nihayet diger arkadaslan yanina gelmis, Hasan'in etrafina halka olmuslardi. Sancagin artik emin ellerde oldugunu gören Hasan yüzünde mes'ud
bir tebessümle ruhunu Rahman'a teslim etmisti. Kendisiyle birlikte surlara tirmanan arkadaslarindan 18'i de sehid olmus, kalan 12'si sancagi düsürmemisti.
Çok genç yasta sehitlik rütbesini kazanan Ulubatli Hasan'in vücuduna 27 ok saplanmisti. Arkadaslan bu oklari çikardilar ve bu mübarek sehidi Fatih'in huzuruna ***ürdüler. Fatih, Islâmin bu bahadir evladina dua ettikten sonra söyle demistir: "Ulubatli Hasan'im! Ne kadar sanlisin. Eger sultan olmasaydim, Ulubatli Hasan olmak isterdim!
Ulubatlı Hasan
Ulubatlı Hasan, İstanbul surları üzerinde ilk Türk sancağını dikerken şehit düşen yiğit askerdir. 1428 yılında Bursa'nın Ulubat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Ordu-yı Hümayun'a asker olarak İstanbul kuşatmasına katıldı. 1453 yılındaki büyük taarruz sırasında İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını dikerken şehit düştü. Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı beş yüz yıldan beri gönüllerde yaşar. Ulubat'ta adına dikilmiş bir anıt vardır.
İstanbul tam 53 günden beri muhasara altındaydı. 23 yaşındaki genç padişah ve dâhi kumandan II. Mehmet Han, bu süre içinde gösterdiği akıl almaz askerlik mucizeleriyle Bizanslıları şaşkına çevirmişti. Koca Bizans İmparatorluğu çatırdıyordu. Son günlerini yaşıyordu. Artık belliydi bu.
28 Mayısı 29 Mayısa bağlayan gecenin sabahına doğru, mehter “gülbanklar” vurmaya koyulmuş ve Bizans surlarının karşısındaki ordugâhta hummalı bir faaliyet başlamıştı. Ulu Hâkan, hücum emrini vermişti. O akşamki tarihî nutku bütün askerin kulaklarında çınlıyordu:
– Ey benim paşalarım, ağalarım, beylerim! Bu şehr-i Konstantiniye cenginde silâh arkadaşlarım, yiğitlerim! Sizleri buraya, kararlaştırdığım umumî taarruzda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha büyük fedakârlık ve cesaret istemek için topladım. Cihanda ün salmış bir şehri zaptedeceksiniz. Şehr-i Konstantiniye'de mahalle mahalle, bu şehri zapteden kahramanlar olarak adınız şan ve şerefle anılacaktır...
Asker, Peygamberimizin, şüheda için en büyük cennet makamını müjdelediği zafere ve bu zaferin uğrunda şehitlik şerbeti içmeye susamıştı.
Beyaz atının üzerindeki genç kumandan, kılıcını çekmiş, davudî sesiyle âdeta gürlüyordu:
– Evlâtlarım, yiğitlerim, şahbazlarım, yürüyün... Zafer sizindir ...
Asker, saflar halinde atılıyordu. 53 günden beri o mucize topların döve döve hamurlaştırdığı surların üzerine doğru yüklenen bir insan seli vardı. “ALLAH ALLAH” sesleri bir uğultu halinde semâyı kaplıyordu. On binlerce meşalenin sarı aydınlığı üstüne, henüz güneş doğmamıştı. Serdengeçtiler, surların, kalelerin üzerine yalın kılıç atılıyorlardı. Kalelerden, surlardan taş yağıyordu. Ok yağıyordu. Kızgın yağ ve alev alev yanan katran yağıyordu.
Sultan Mehmet Han, kahraman ordusuyla ve olanca ağırlığıyla yükleniyordu Bizans surlarının üzerine... Serdengeçtileri fedaîler, fedaîleri de başıbozuk askerler takip etmişti...
Tanyeri ağarırken sıra üçüncü safa gelmişti. Üçüncü hücum kolunu, ordunun en seçkin askerleri teşkil etmekteydi.
Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan da vardı bu safın arasında. Ordunun bayraktarıydı. Bir elinde kılıcı, bir elinde sancağı şahlanmıştı... Ve kulaklarında Sultan Mehmet Han'ın bir akşam evvel irad ettiği büyük nutkun sözleri tane tane uğulduyordu:
– Surlar vakıa bir harabe haline gelmiştir amma, surlar üzerine atılacak yiğitler büyük bir tehlike ile karşılaşacaklardır. Maharetimiz ve cesaretimiz her şeyin üstündedir. Zafer rüzgârı bizden yana esecektir. Konstantiniye bizim olacaktır...
Bursa'nın Ulubat köyünden bayraktar Hasan da yaklaşmıştı surların üzerine. İri parmaklarıyla gönderini sımsıkı kavradığı şanlı bayrağı, elindeki o kutsal emaneti mutlaka surların üzerine dikmeyi aklına koymuştu Hasan. Hilâlli sancağın surların üzerinde dalgalandığı anda düşman için her şeyin bitmiş olacağına inanıyordu.
Bir fırsatını buldu Ulubatlı Hasan. Elindeki kılıcını savurarak sur harabeleri üzerine doğru atıldı. Birkaç yiğit de kendisini takip etmişlerdi. Hasan en önde idi. Bir yandan kılıcını sallıyor, bir yandan da hilâlli sancağı gözlerini diktiği burca doğru ulaştırmaya çalışıyordu.
Bu cehennem ateşinin ortasında, koç yiğitler yiğidi Hasan, Eğrikapı tarafındaki burcun üzerine çıkmayı başardı. Sancağı dikti o burcun üzerine. Fakat aynı anda mancınıkla atılan büyük bir taşın ağırlığı altında dizleri üstüne düşüverdi. Doğrulmaya çalıştı. Fakat aynı anda üstüne belki otuz, belki kırk ok birden yağdı. Oracıkta yere yığılıverdi.
Peçevî'nin ünlü tarihinde “Adem ejderhası” olarak vasıflandırdığı dev cüsseli yiğit Ulubatlı Hasan'ın diktiği sancak, o anda Bizans'ın tüm ümidini yitirivermişti. Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpuşu artık surların üzerinde idi. Elli üç günlük direnişi kökünden tüketen an gelmişti. Öte yandan sancağın Bizans surları üzerinde dalgalandığını gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmıştı ileri.
Nihayet Hazret-i Peygamberimizin müjdelediği tarihî ve kutsal an gelip çatmıştı. 23 yaşındaki Sultan Mehmet Han secdeye gelerek ALLAH a şükretti. O andan itibaren genç hükümdar ve kumandan “Fâtih” unvanını da almış oluyordu...
BUDA FARLI Bİ KAYNAKTAN SONUÇ OLARAK
Buarada önemli olan, olayın yani bir Müslüman askerin sancağı surlara dikmesidir ve bu konuda dost düşman bütün tarihçiler ittifak halindedirler. Tarihçi Françes bu konuda ayrıntılı bilgi verdiği gibi, Dukas da olayı doğrulamaktadır. İsmini tam vermemeleri veya yanlış vermeleri önemli değildir. Önemli olan böyle bir olayın yaşanmasıdır. Nitekim beraberindeki 30 kişiden, atılan ok ve ateşlerle, 18’inin şehid olduğu gelen nakiller arsındadır.