aşküma
21-02-2009, 23:55
Tasavvuf münkirinin yazısı (sonuna kadar):
Süleymancıların yazdığı Bu yazıdaki birçok batıl iddianın bazılarına cevap yazıyoruz:
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
Süleyman Hilmi Tuna hazretleri Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddin (k.s.) hazretlerinden seyru sülûklerini tamamladılar. Kendilerine vâki tecelliyâtın büyüklüğünden (dolayı da) , Salâhuddîn hazretleri tarafından müceddid-i elf-i sâni İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî es-Serhendî hazretlerinin nisbet-i ruhâniyesine teslim edildiler.
…
Ebu’l-Fârûk Süleyman Hilmî Silistrevî hazretleri, 16 Eylül 1959’da (dâr-ı bekâya) irtihal buyurdular (Kaddessallâhü sırrahül azîz) . Ancak, tasarruf ve irşadları yukarıda zikri geçtiği gibi tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır.”
CEVAP:
İSLAM DİNİ PEYGAMBBER BİLE OLSA ÖLDÜKTEN SONRA HİÇBİR KİMSENİN TASARRUFUNUN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI BİZE HABER VERİYOR.
Siz ise Süleyman Hilmi Tuna’yı İmam Rabbani maneviyatta yetiştirdi, eyitti, büyüttü adam etti vb… batıl bir iddia içindesiniz. Aslında buna benzer batıl iddiaları tasavvuf fırkasının tamamı iddia etmektedir. Oysa sizi Kur’an ve Sahih Sünnet yalanlamaktadır. Haydi, Şimdi iki adil şahit olan Kur’an ve sahih sünnete başvuralım bakalım nasıl bir hüküm verecek.
Öldükten sonra peygamberlerin bile, ümmetleri üzerinde herhangi bir tasarrufları söz konusu değildir. Hiçbir ortağı olmayan yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
'Allah, elçileri toplayacağı gün: 'Size ne cevap verildi? ' der. 'Bizim bilgimiz yok, gizlileri bilen yalnız sensin' derler.' (En'âm Suresi: 109)
Onlar şöyle demek istemişlerdir: 'Bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Bizim bildiğimiz, ancak onların bize, biz hayatta iken vermiş oldukları cevaplardır. Biz, vefat ettikten sonra, onların ne yaptıklarını bilemiyoruz. Ceza ve mükâfat, insanın hatimesine (son anına) göredir. Onların hatimesi ise, bizce malûm değildir.' İşte bundan dolayı peygamberler, 'Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybları hakkıyla bilen sensin' demişlerdir.
Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
'Ve yine Allah demişti ki: Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah’tan başka iki Tanrı edinin' dedin? 'Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen! Ben onlara: Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin! '' (En'âm Suresi: 117.)
Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyuruyor:
'Kıyamet günü yaratıklardan ilk elbise giyecek olan kişi İbrahim’dir. Dikkat edin! Şu muhakkak ki, o gün ümmetimden bir takımadamlar getirilir de, onlar tutulup sol tarafa götürülürler. Ben hemen: 'Ya Rab, onlar benim sahabelerimdir! ' derim. Bana: 'Şüphesiz sen, onların senin ardından dinde ne bid'atler çıkardıklarını bilmiyorsun.' denilir. Buna cevaben ben de, Allah’ın salih kulu (Meryem oğlu İsa) ’nın dediği gibi derim: 'Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen, beni vefat ettirip içlerinden alınca, üstlerine görüp gözetici yalnız sen oldun...' Yine bana: 'Şüphesiz bunlar, sen kendilerinden ayrıldığından beri ökçeleri üzerine basarak geri dönmüş mürtetlerdir.' denilir.' (Buhā rî, Tefsîr, 113/147. İmam Buhârî, hadisin Kitâbu’l-Enbiyâ’daki rivayetinde şunu ekler: Kabisa: 'Onlar, Ebu Bekir zamanında dinden dönen mürtetlerdir. Ebu Bekir onlarla harbetti' demiştir.)
Bu ayet ve Hadislerde açıkça görüldüğü gibi, vefat ettikten sonra ulu’l-azm peygamberlerin bile, ümmetlerinin üzerinde tasarrufu söz konusu değilken; Süleymancılar (daha doğrusu tasavvuf fırkası) değil peygamberler, evliya farz ettikleri kişilerin bile öldükten sonra tasarruflarının devam ettiğini iddia etmekteler. Bu iddiaları batıl olup şeytanların bu gibi kişileri aldattığı aşikardır.
Ölülerin kabirleri başına gidince onlar belki verilen selamı duyarlar ama asla cevap veremezler tasarruf etmek şöyle dursun.
Allah Tealâ şöyle buyurur:
'Ancak işitenler (çağrıya) icabet eder. Ölülere gelince; Allah onları diriltir, sonra ona döndürülürler.' (En'âm Suresi: 36.)
'Allah’tan başka yalvardıkları hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmışlardır. Onlar ölüdürler; diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.' (Nahl Suresi: 20–21)
Esasen, insanların ilâh edindiği şeye dua (yardım, himmet dileme) etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, şüphesiz ki onun tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının nüfuzu haricinde bir kuvvete malik olduğunu kabul etmeye götüren düşüncedir. İşte bu düşünce evliya ve üstad kabul edilen kişiler hakkında beslenmiştir. Buda onların birer ilah edinilmesi anlamına gelir. Bu ise İslam’da büyük şirk olup insanı dinden çıkarır. Ümmetin imanını kurtarmak için yola çıktığını iddia eden kişilerin nasıl bir iman sırsızı olduğu ortaya çıkmaktadır. Allah bu gibilerin şerlerinden bu ümmeti muhafaza etsin.
Bu tarikatçılar Kendi batıl iddialarına şu ayetin delil olduğunu sanarak bize hemen delil olarak getireceklerdir.
Oysa; bu ayet onların batıl iddialarını tamamen yalanlamaktadır.
'Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar.' (Âl-i İmrân Suresi: 169)
Tirmizî, bu ayetin tefsirinde şu hadis-i şerifi nakleder:
Cabir b. Abdullah (r.a.) ’tan rivayet edilmiştir. O şöyle dedi:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bana rastladı ve:
—Ya Cabir, neden seni düşünceli görüyorum? Buyurdular. Ben:
—Ey Allah’ın Resulü, babam şehit oldu, arkasında borç ve (bakılması gereken bir) aile bıraktı, dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
—Babanın Allah tarafından nasıl karşılandığını sana müjdeleyeyim mi? buyurdu.
—Evet, ya Resulullah, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dedim. Buyurdu ki:
—Allah, hiç kimseyle perde arkasından konuşmamışken, babanla perde olmaksızın yüz yüze konuştu ve ona: 'İste benden, vereyim! ' buyurdu. O da: 'Ey Rabbim, senin yolunda ikinci kez öldürüleyim, beni dirilt! ' dedi. Allah Tealâ: 'Ne var ki, onların (ölülerin) tekrar (dünyaya) dönemeyeceklerine dair benim sabık hükmüm vardır.' buyurdu. O da: 'Ya Rabbi, arkamda kalanlara bunu ulaştır! ' dedi. Allah Tealâ da: 'Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma (...) ' ayetini indirdi.
(Tirmizî, Tefsîr, 4/3196. Tirmizî, 'hadis hasen-gariptir' dedi. İbn Mâce de yine hasen isnatla rivayet etmiştir. Hâkim de rivayet edip 'isnadı sahih' demiştir (Munzirî, Tergîb ve Terhîb, 3/217) . Hadisi İbn Merdûye iki ayrı senetle; Beyhakî, Ebû Ubâde el-Ensârî hadisinden ve Cabir’e varan bir senetle hadisin bir başka şeklini rivayet etmiştir. (İbn Kesir, 4/1443))
Yine; İbn Abbas (r.a.) , Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
'Uhud’da kardeşlerinize (şehitlik) isabet edince Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine yerleştirdi. Cennet nehirlerine uğrar meyvelerinden yerler, (sonra) arşın gölgesinde asılı olan altından kandillere dönerler. Şehitler yediklerinin, içtiklerinin ve kaldıkları yerin güzelliğini görünce, 'Bizim cennette diri olup da rızıklandığımızı, cihada yönelmeleri ve harpten korkup kaçmamaları için (dünyada bulunan) kardeşlerimize kim haber verecek? ' derler. (Bunun üzerine) her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah: '(Bunu) sizden onlara ben eriştireceğim' buyurdu ve:
'Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. (...) ' ayetini indirdi.'
(Ebû Dâvud, Cihâd, 25/2520. Hâkim de rivayet etmiş, 'isnadı sahihtir' demiştir. (Munzirî, Tergîb ve Terhîb, 3/234) . Hadisi İmam Ahmed ve İbn Cerir de rivayet etmişlerdir. (İbn Kesir, 4/1442))
Bu ayet ve hadisler, şehitlere bile dünyaya dönüp çeşitli tasarruflarda bulunmalarına izin verilmediğini ispat etmektedir, diğerleri ise şurada kalsın. Şehitlerin dünyaya dönememeleri konusundaki bu hüküm, diğer ölüleri evveliyatla kapsamaktadır.
'Nihayet, onlardan birine ölüm geldiği zaman: 'Rabbim! Yapmadan bıraktığım amel-i salihi işlemem için beni (dünyaya) geri gönderiniz! ' der. Asla! Söylediği sadece kendi sözüdür (olmayacak bir lâftır) . Önlerinde ise, diriltilecekleri güne kadar bir engel (berzah) vardır. Sûra üflendiği zaman, artık o gün, aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine onu sorarlar. Artık tartıları ağır gelenler, kurtulanlar; tartıları hafif gelenler de, sürekli kalacakları cehennemde kendilerine yazık edenlerdir.' (Mu'minûn Suresi: 99–103.)
Ölen Peygamberde olsa şehide olsa beden veya ruh olarak dünyaya geri döndürülmüyorsa? Savaşta veya herhangi bir zamanda ortaya çıkıp insanlara yardım eden ve bizlere insan şeklinde gözüken kişilerin kim olduğu sorulursa bunlar ayet ve hadislerin bize haber verdiğine göre bunlar insan suretine giren meleklerdir.
Allah bedir harbinde üç bin melek ile müminlere yardım etti.
Hani sen müminlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi? ” diyordun. (Al-i İmran Suresi:124)
Hatta bu melekleri Müslümanlar ve Müşrikler sarıklı insan suretinde gördüklerini Sahih Hadisler bize bildiriyor.
Yine Allah’u teala bize kendisine itaat üzere olmamız halinde Yine meleklerle yardım edeceğini bize haber veriyor.
Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. (Al-i İmran Suresi:125)
Şeytanların (cinlerin) ’da insanları saptırmak için bazen açıkça gözüktüğü Sahih hadislerde bize haber veriliyor.
Bir Hadis-i Şerifte;
Resulullah (S.A.V.) bize bir hutbe irad etti. Hutbesinin büyük çoğunluğunda deccalden bahsederek bizi ondan sakındırdı. Onun sözlerinden bir kısmı şöyle idi:
(…) Deccal’in diğer bir fitnesi de şudur: Bir Bedevi’ye, Babanı ve anneni senin için diriltsem, senin rabbin olduğuma şahadet eder misin? Diyecek, Bedevi evet deyince; Şeytan babası ve anası suretinde kendisine temessül (gözükecek) edecek.
Ey oğulcuğum; ona uy, o senin rabbindir. Diyecek (…) (İbn Mace 4077, Hakim 4/536)
Deccal hakkında nakledilen bu uzun hadisin bu kısmında şeytanın bedeviyi saptırmak için bedevinin babası ve annesi şeklinde gözükeceğini bize haber vermektedir. Şeytanların insanları saptırmak için değişik suretlere girip insanlara gözükeceğine dair birçok sahih hadis vardır.
Bu bilgilerden habersiz olan bazı insanlar bid’atçı, hurafeci, cahil insanların yalan yanlış bilgilerinden etkilenerek değişik zaman ve mekânlarda gördükleri melekleri veya şeytanları, evliya kabul ettikleri ölülerin ruhları veya şehitlerin ruhları olduğunu zannederek hataya hatta delalete düşmektedirler. İşte Süleymancıların (Tasavvufçuların) din diye batıl hurafelerle bu ümmetin fertlerini böyle zehirlemektedir.(!)
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
"Bu yoldan ayrılmayınız. Vahdet-i vücûda sapmayınız. Kerâmet peşinde koşmayınız. Diyor Süleyman Hilmi Tunahan"
CEVAP:
Süleyman Hilmi Tuna Talebelerinden Vahdet-i vücûd inancına sapmamalarını istiyor. Biz bu konuda şunu açıklamakta yarar görüyoruz. Vahdet-i vücûd inancı küfrün ta kendisidir. Bu küfrü Müslümanların içine sokan Muhyittin Arabi bilindiği gibi tasavvuf inancının da en büyük mucitlerinden biridir.
Benim Merakım şu acaba Süleyman Hilmi Tuna bu inancın küfür olduğunu kabul edip bu sebepten talebelerini bundan sakındırıyor. Yoksa Vahdet-i vücûd inancı küfür değil ancak sizin buna aklınız ermez mi demek istiyor. Bu konuda merak içindeyim çünkü şimdiye kadar Vahdet-i vücûd inancının küfür olduğunu savunan Tasavvufçu pek duymamıştım. Eyer Süleyman Hilmi Tuna Vahdet-i vücûd ‘un küfür olduğunu savunuyorsa bu konuda onu tebrik etmek isterdim.
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
Süleyman Hilmi Tuna 33. son silsile, son kutup, son Allah dostu, son aktap, son gavs …vb. gibi manalara gelecek ifadeler kullanıyorsunuz. Daha doğrusu Süleymancılar Süleyman Hilmi Tuna hakkında bu tür inanç ve söylem içindeler.
CEVAP:
Bu iddianız tasavvufun nasıl bir batıl bir yol olduğunu bir başka açıdan ispat ediyor. Eyer siz son 33. son silsile, son kutup, son Allah dostu, son aktap, son gavs… Vb. iseniz yeryüzünde şu an ki şeyhler, kimisi kutup, kimisi gavs, kimisi bilmem ne… Vb. o zaman bu adamlar size göre tamamı sahtekâr. Silsileyi bütün makam ve rütbelere sizin efendiniz son vermişti ya hani 33. adam (!) (?) neyse sen Erzurumlu hemşerim Teyo pehlivanı bilir misin meşhur bir sözü var hani. “ BİZDE YALAN YOK, ĞILAFTA YOK “
Galiba sizde ğılaf yoktur? Evet tasavvuf ehlinde Ğılaf yok
------------
Münkirin yazısı burda bitti, bu alıntıyı aynen almamın sebebi bu vahabbilerin tarikata hangi noktalarda nasıl karşı çıktıklarınınbilinmesi ve gerekli cevapların öğrenilmesidir. Hakkani
Süleymancıların yazdığı Bu yazıdaki birçok batıl iddianın bazılarına cevap yazıyoruz:
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
Süleyman Hilmi Tuna hazretleri Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüddin (k.s.) hazretlerinden seyru sülûklerini tamamladılar. Kendilerine vâki tecelliyâtın büyüklüğünden (dolayı da) , Salâhuddîn hazretleri tarafından müceddid-i elf-i sâni İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî es-Serhendî hazretlerinin nisbet-i ruhâniyesine teslim edildiler.
…
Ebu’l-Fârûk Süleyman Hilmî Silistrevî hazretleri, 16 Eylül 1959’da (dâr-ı bekâya) irtihal buyurdular (Kaddessallâhü sırrahül azîz) . Ancak, tasarruf ve irşadları yukarıda zikri geçtiği gibi tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır.”
CEVAP:
İSLAM DİNİ PEYGAMBBER BİLE OLSA ÖLDÜKTEN SONRA HİÇBİR KİMSENİN TASARRUFUNUN SÖZ KONUSU OLMADIĞINI BİZE HABER VERİYOR.
Siz ise Süleyman Hilmi Tuna’yı İmam Rabbani maneviyatta yetiştirdi, eyitti, büyüttü adam etti vb… batıl bir iddia içindesiniz. Aslında buna benzer batıl iddiaları tasavvuf fırkasının tamamı iddia etmektedir. Oysa sizi Kur’an ve Sahih Sünnet yalanlamaktadır. Haydi, Şimdi iki adil şahit olan Kur’an ve sahih sünnete başvuralım bakalım nasıl bir hüküm verecek.
Öldükten sonra peygamberlerin bile, ümmetleri üzerinde herhangi bir tasarrufları söz konusu değildir. Hiçbir ortağı olmayan yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
'Allah, elçileri toplayacağı gün: 'Size ne cevap verildi? ' der. 'Bizim bilgimiz yok, gizlileri bilen yalnız sensin' derler.' (En'âm Suresi: 109)
Onlar şöyle demek istemişlerdir: 'Bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Bizim bildiğimiz, ancak onların bize, biz hayatta iken vermiş oldukları cevaplardır. Biz, vefat ettikten sonra, onların ne yaptıklarını bilemiyoruz. Ceza ve mükâfat, insanın hatimesine (son anına) göredir. Onların hatimesi ise, bizce malûm değildir.' İşte bundan dolayı peygamberler, 'Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybları hakkıyla bilen sensin' demişlerdir.
Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
'Ve yine Allah demişti ki: Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah’tan başka iki Tanrı edinin' dedin? 'Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen! Ben onlara: Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin! '' (En'âm Suresi: 117.)
Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyuruyor:
'Kıyamet günü yaratıklardan ilk elbise giyecek olan kişi İbrahim’dir. Dikkat edin! Şu muhakkak ki, o gün ümmetimden bir takımadamlar getirilir de, onlar tutulup sol tarafa götürülürler. Ben hemen: 'Ya Rab, onlar benim sahabelerimdir! ' derim. Bana: 'Şüphesiz sen, onların senin ardından dinde ne bid'atler çıkardıklarını bilmiyorsun.' denilir. Buna cevaben ben de, Allah’ın salih kulu (Meryem oğlu İsa) ’nın dediği gibi derim: 'Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen, beni vefat ettirip içlerinden alınca, üstlerine görüp gözetici yalnız sen oldun...' Yine bana: 'Şüphesiz bunlar, sen kendilerinden ayrıldığından beri ökçeleri üzerine basarak geri dönmüş mürtetlerdir.' denilir.' (Buhā rî, Tefsîr, 113/147. İmam Buhârî, hadisin Kitâbu’l-Enbiyâ’daki rivayetinde şunu ekler: Kabisa: 'Onlar, Ebu Bekir zamanında dinden dönen mürtetlerdir. Ebu Bekir onlarla harbetti' demiştir.)
Bu ayet ve Hadislerde açıkça görüldüğü gibi, vefat ettikten sonra ulu’l-azm peygamberlerin bile, ümmetlerinin üzerinde tasarrufu söz konusu değilken; Süleymancılar (daha doğrusu tasavvuf fırkası) değil peygamberler, evliya farz ettikleri kişilerin bile öldükten sonra tasarruflarının devam ettiğini iddia etmekteler. Bu iddiaları batıl olup şeytanların bu gibi kişileri aldattığı aşikardır.
Ölülerin kabirleri başına gidince onlar belki verilen selamı duyarlar ama asla cevap veremezler tasarruf etmek şöyle dursun.
Allah Tealâ şöyle buyurur:
'Ancak işitenler (çağrıya) icabet eder. Ölülere gelince; Allah onları diriltir, sonra ona döndürülürler.' (En'âm Suresi: 36.)
'Allah’tan başka yalvardıkları hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmışlardır. Onlar ölüdürler; diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.' (Nahl Suresi: 20–21)
Esasen, insanların ilâh edindiği şeye dua (yardım, himmet dileme) etmesine, ondan yardım dilemesine sebep olan düşünce, şüphesiz ki onun tabiat kanunları üzerinde hükmünü geçirmeye ve tabiat kanunlarının nüfuzu haricinde bir kuvvete malik olduğunu kabul etmeye götüren düşüncedir. İşte bu düşünce evliya ve üstad kabul edilen kişiler hakkında beslenmiştir. Buda onların birer ilah edinilmesi anlamına gelir. Bu ise İslam’da büyük şirk olup insanı dinden çıkarır. Ümmetin imanını kurtarmak için yola çıktığını iddia eden kişilerin nasıl bir iman sırsızı olduğu ortaya çıkmaktadır. Allah bu gibilerin şerlerinden bu ümmeti muhafaza etsin.
Bu tarikatçılar Kendi batıl iddialarına şu ayetin delil olduğunu sanarak bize hemen delil olarak getireceklerdir.
Oysa; bu ayet onların batıl iddialarını tamamen yalanlamaktadır.
'Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma; hayır, onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar.' (Âl-i İmrân Suresi: 169)
Tirmizî, bu ayetin tefsirinde şu hadis-i şerifi nakleder:
Cabir b. Abdullah (r.a.) ’tan rivayet edilmiştir. O şöyle dedi:
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün bana rastladı ve:
—Ya Cabir, neden seni düşünceli görüyorum? Buyurdular. Ben:
—Ey Allah’ın Resulü, babam şehit oldu, arkasında borç ve (bakılması gereken bir) aile bıraktı, dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
—Babanın Allah tarafından nasıl karşılandığını sana müjdeleyeyim mi? buyurdu.
—Evet, ya Resulullah, (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dedim. Buyurdu ki:
—Allah, hiç kimseyle perde arkasından konuşmamışken, babanla perde olmaksızın yüz yüze konuştu ve ona: 'İste benden, vereyim! ' buyurdu. O da: 'Ey Rabbim, senin yolunda ikinci kez öldürüleyim, beni dirilt! ' dedi. Allah Tealâ: 'Ne var ki, onların (ölülerin) tekrar (dünyaya) dönemeyeceklerine dair benim sabık hükmüm vardır.' buyurdu. O da: 'Ya Rabbi, arkamda kalanlara bunu ulaştır! ' dedi. Allah Tealâ da: 'Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma (...) ' ayetini indirdi.
(Tirmizî, Tefsîr, 4/3196. Tirmizî, 'hadis hasen-gariptir' dedi. İbn Mâce de yine hasen isnatla rivayet etmiştir. Hâkim de rivayet edip 'isnadı sahih' demiştir (Munzirî, Tergîb ve Terhîb, 3/217) . Hadisi İbn Merdûye iki ayrı senetle; Beyhakî, Ebû Ubâde el-Ensârî hadisinden ve Cabir’e varan bir senetle hadisin bir başka şeklini rivayet etmiştir. (İbn Kesir, 4/1443))
Yine; İbn Abbas (r.a.) , Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
'Uhud’da kardeşlerinize (şehitlik) isabet edince Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine yerleştirdi. Cennet nehirlerine uğrar meyvelerinden yerler, (sonra) arşın gölgesinde asılı olan altından kandillere dönerler. Şehitler yediklerinin, içtiklerinin ve kaldıkları yerin güzelliğini görünce, 'Bizim cennette diri olup da rızıklandığımızı, cihada yönelmeleri ve harpten korkup kaçmamaları için (dünyada bulunan) kardeşlerimize kim haber verecek? ' derler. (Bunun üzerine) her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah: '(Bunu) sizden onlara ben eriştireceğim' buyurdu ve:
'Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. (...) ' ayetini indirdi.'
(Ebû Dâvud, Cihâd, 25/2520. Hâkim de rivayet etmiş, 'isnadı sahihtir' demiştir. (Munzirî, Tergîb ve Terhîb, 3/234) . Hadisi İmam Ahmed ve İbn Cerir de rivayet etmişlerdir. (İbn Kesir, 4/1442))
Bu ayet ve hadisler, şehitlere bile dünyaya dönüp çeşitli tasarruflarda bulunmalarına izin verilmediğini ispat etmektedir, diğerleri ise şurada kalsın. Şehitlerin dünyaya dönememeleri konusundaki bu hüküm, diğer ölüleri evveliyatla kapsamaktadır.
'Nihayet, onlardan birine ölüm geldiği zaman: 'Rabbim! Yapmadan bıraktığım amel-i salihi işlemem için beni (dünyaya) geri gönderiniz! ' der. Asla! Söylediği sadece kendi sözüdür (olmayacak bir lâftır) . Önlerinde ise, diriltilecekleri güne kadar bir engel (berzah) vardır. Sûra üflendiği zaman, artık o gün, aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine onu sorarlar. Artık tartıları ağır gelenler, kurtulanlar; tartıları hafif gelenler de, sürekli kalacakları cehennemde kendilerine yazık edenlerdir.' (Mu'minûn Suresi: 99–103.)
Ölen Peygamberde olsa şehide olsa beden veya ruh olarak dünyaya geri döndürülmüyorsa? Savaşta veya herhangi bir zamanda ortaya çıkıp insanlara yardım eden ve bizlere insan şeklinde gözüken kişilerin kim olduğu sorulursa bunlar ayet ve hadislerin bize haber verdiğine göre bunlar insan suretine giren meleklerdir.
Allah bedir harbinde üç bin melek ile müminlere yardım etti.
Hani sen müminlere, “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi? ” diyordun. (Al-i İmran Suresi:124)
Hatta bu melekleri Müslümanlar ve Müşrikler sarıklı insan suretinde gördüklerini Sahih Hadisler bize bildiriyor.
Yine Allah’u teala bize kendisine itaat üzere olmamız halinde Yine meleklerle yardım edeceğini bize haber veriyor.
Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder. (Al-i İmran Suresi:125)
Şeytanların (cinlerin) ’da insanları saptırmak için bazen açıkça gözüktüğü Sahih hadislerde bize haber veriliyor.
Bir Hadis-i Şerifte;
Resulullah (S.A.V.) bize bir hutbe irad etti. Hutbesinin büyük çoğunluğunda deccalden bahsederek bizi ondan sakındırdı. Onun sözlerinden bir kısmı şöyle idi:
(…) Deccal’in diğer bir fitnesi de şudur: Bir Bedevi’ye, Babanı ve anneni senin için diriltsem, senin rabbin olduğuma şahadet eder misin? Diyecek, Bedevi evet deyince; Şeytan babası ve anası suretinde kendisine temessül (gözükecek) edecek.
Ey oğulcuğum; ona uy, o senin rabbindir. Diyecek (…) (İbn Mace 4077, Hakim 4/536)
Deccal hakkında nakledilen bu uzun hadisin bu kısmında şeytanın bedeviyi saptırmak için bedevinin babası ve annesi şeklinde gözükeceğini bize haber vermektedir. Şeytanların insanları saptırmak için değişik suretlere girip insanlara gözükeceğine dair birçok sahih hadis vardır.
Bu bilgilerden habersiz olan bazı insanlar bid’atçı, hurafeci, cahil insanların yalan yanlış bilgilerinden etkilenerek değişik zaman ve mekânlarda gördükleri melekleri veya şeytanları, evliya kabul ettikleri ölülerin ruhları veya şehitlerin ruhları olduğunu zannederek hataya hatta delalete düşmektedirler. İşte Süleymancıların (Tasavvufçuların) din diye batıl hurafelerle bu ümmetin fertlerini böyle zehirlemektedir.(!)
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
"Bu yoldan ayrılmayınız. Vahdet-i vücûda sapmayınız. Kerâmet peşinde koşmayınız. Diyor Süleyman Hilmi Tunahan"
CEVAP:
Süleyman Hilmi Tuna Talebelerinden Vahdet-i vücûd inancına sapmamalarını istiyor. Biz bu konuda şunu açıklamakta yarar görüyoruz. Vahdet-i vücûd inancı küfrün ta kendisidir. Bu küfrü Müslümanların içine sokan Muhyittin Arabi bilindiği gibi tasavvuf inancının da en büyük mucitlerinden biridir.
Benim Merakım şu acaba Süleyman Hilmi Tuna bu inancın küfür olduğunu kabul edip bu sebepten talebelerini bundan sakındırıyor. Yoksa Vahdet-i vücûd inancı küfür değil ancak sizin buna aklınız ermez mi demek istiyor. Bu konuda merak içindeyim çünkü şimdiye kadar Vahdet-i vücûd inancının küfür olduğunu savunan Tasavvufçu pek duymamıştım. Eyer Süleyman Hilmi Tuna Vahdet-i vücûd ‘un küfür olduğunu savunuyorsa bu konuda onu tebrik etmek isterdim.
YAZINIZDA DİYORSUNUZ Kİ;
Süleyman Hilmi Tuna 33. son silsile, son kutup, son Allah dostu, son aktap, son gavs …vb. gibi manalara gelecek ifadeler kullanıyorsunuz. Daha doğrusu Süleymancılar Süleyman Hilmi Tuna hakkında bu tür inanç ve söylem içindeler.
CEVAP:
Bu iddianız tasavvufun nasıl bir batıl bir yol olduğunu bir başka açıdan ispat ediyor. Eyer siz son 33. son silsile, son kutup, son Allah dostu, son aktap, son gavs… Vb. iseniz yeryüzünde şu an ki şeyhler, kimisi kutup, kimisi gavs, kimisi bilmem ne… Vb. o zaman bu adamlar size göre tamamı sahtekâr. Silsileyi bütün makam ve rütbelere sizin efendiniz son vermişti ya hani 33. adam (!) (?) neyse sen Erzurumlu hemşerim Teyo pehlivanı bilir misin meşhur bir sözü var hani. “ BİZDE YALAN YOK, ĞILAFTA YOK “
Galiba sizde ğılaf yoktur? Evet tasavvuf ehlinde Ğılaf yok
------------
Münkirin yazısı burda bitti, bu alıntıyı aynen almamın sebebi bu vahabbilerin tarikata hangi noktalarda nasıl karşı çıktıklarınınbilinmesi ve gerekli cevapların öğrenilmesidir. Hakkani