ISRA
28-04-2008, 19:31
Osmanli Devleti'nin son gunlerinde devlete āriz olan zaaflarin, batililasmis
yari cāhil bir kadronun ihānet ve acziyyetinin eseri olarak gerceklestigi
mālumdur. Bundan istifāde ederek son darbeyi vurmak isteyen dusmanlarin ilk
olarak actiklari cephe Trablusgarb Harbi'dir.
Ittihatcilarin ālim(!) sadrāzam diye Roma buyukelciliginden getirtip
huku-metin basina gecirdikleri, -gunumuz tābiriyle- devletler hukuku
profesoru Sadrāzam Ibrāhim Hakki Pasa, bugunku Libya devletinin esāsi olan
Trablusgarb vilāye-timizi, ādetā Italyan isgāline āmāde bir hāle getirmisti.
Italyanlarin oraya saldiracagini Roma'da buyukelcilik mevkiinde bulunmasi
sebebiyle en iyi bilmesi gereken bu gāfil sadrāzam, Trablusgarb'daki
askerleri gereksiz bir sūrette Yemen'e gondermis, oradaki vāliyi de basit
bir mes'ele icin merkeze cagirmisti. Italyanlar, vālisiz ve askersiz
Trablusgarb vilāyetimize trampet cala cala cikarma yapmisti. Bunun uzerine
īmān heyecāni ile oraya kosan pek cok vatanperver askerin nispetsiz gucler
arasindaki dāsitānī mucādelesi, butun dunyā umūmī efkārinda hakli bir takdīr
ve hayranlik uyandirmisti.
Bu takdīr ve hayranligi duyanlardan biri de Pākistan'in kurulusunda fikir
babaligi yapmis olan sāir, MUHAMMED Ikbāl'dir. O buyuk ve mutefekkir zāt,
kendi ulkesinde Hindūlara karsi muslumanlari ayri ve mustakil bir siyāsī
varlik hāline getirebilmek icin calisirken, Italyanlarin Trablusgarb
vilāyetimize saldirmasina dāir haberle sarsilmisti. Fakat cok gecmeden bir
avuc Turk'un orada ortaya koydugu yigitlik ve fedākarlik haberleri ile
tesellī bulmus, hattā bu kahramanliklari kendi halkina cesāret vermek icin
siirleriyle ebedīlestirmistir.
O sirada Hind muslumanlari (bugunku Pākistanlilar) Turkiye'ye destek
olabilmek icin bir miting tertib etmislerdi.. Ikbāl, bu mitingde toplulugu
heyecāna getiren Urduca muthis bir siir okumustur. O siirde deniliyordu ki: "Dunyānin insani cok muzdarip eden hāllerinden sIkilmis, baska bir āleme
gocmustum. Melekler beni Hazret-i MUHAMMED -sallāllāhu aleyhi ve sellem-'in
huzūruna getirdiler. Peygamberimiz sordu:
"-Bana o ālemden bir hediye getirdin mi?"
"-Yā Rasūlallāh!" dedim. "-Dunyāda huzur ve rahat kalmadi. Arzu edilen hayat
ele gecmiyor. Varlik bahcelerinde binlerce lāle ve gul var, fakat hicbirinde
vefā kokusundan eser yok. Buna ragmen huzūrunuza hediye olarak billur bir
sise getiriyorum. Bu billur sisenin icinde o derecede kiymetli bir sey var
ki, emsālini bulmak imkānsizdir. Bu sisede ummetinizin serefi vardir. Bu
sisede, Trablusgarb Islām beldesinde isgalci Italyanlara karsi harb ederken
sehid dusen Turk askerlerinin mubārek kani vardir."
Ayni Ikbāl, harb-i umūmī musībetleri karsisinda bir baska siirinde de: "Osmanlilarin uzerine kederden bir dag yigilmissa sen uzulme, cunku bin
yildizin kani dokulmeden safak sokmez." diye ummete sāirāne bir uslūbla umīd
ve sevk vermeye calisiyordu.
Islām sāiri Ikbāl, "Tulū-i Islām" adiyla millī mucādelemiz icin bir nevī
destan kaleme almis ve bunda Turk askerinin kahramanligini goklere cikararak
"Allāh onlara yardim etsin!" niyāzinda bulunmus ve:
"-Atiniz nereye kadar giderse oraya kadar atilin, dusunmeyin! Biz bu
meydanda nice kereler tedbīr yuzunden mat olduk. Ālem-i Islām
arkanizdadir!.." diye Turk'un cesāretini daha da artirmak icin siirin tesir
gucunu keskin bir kilic gibi kullanmistir.
Osmanli cihan devleti, milletine yabancilasmis ve gizli dusman faāliyeti
netīcesinde devlete hākim olmus ittihatci gurūhun elinde bādireden bādireye
suruklenmistir. Bu bādirelerin ilki, yukarida zikretmis oldugumuz gibi,
(1911) Trablusgarb Harbi'dir. Onu tākiben (1912) Balkan Harbi ve (1914-1
Birinci Cihān Harbi, Turk askerinin sayisiz ve emsālsiz kahramanlik
menkibeleriyle cereyan etmistir ki bunun en muhtesem safhasi 87. yildonumunu
idrāk etmekte oldugumuz, Canakkale muhārebeleridir.
O buyuk devlet, hayatina son verilirken bile Canakkale'de māzinin
derinliklerinde kalmis, eski azametli zaferlerle boy olcusebilecek yeni ve
nihāī bir destan yazmistir. O derecede ki iki yuz elli bin vatan evlādini
sehid vermek paha-sina, teknik ustunluge sāhip uc yuz bin kisilik mustevlī
askerlerinin Canakkale'yi gecmesini engellemis; izzet, seref ve pāyitahtini
korumustur.
Ciltlerle yazilsa anlatilamayacak bu "Canakkale Destāni" hakkindaki
takdirkārliklardan kucuk bir numūne ile yazimiza son verelim:
O yillarda bir taraftan Kafkasya ve Galicya'da Ruslarla, Filistin ve Sūriye
havālisinde Ingilizlerle diger taraftan da Canakkale'de Ingiliz, Fransiz ve
Italyan asker ve donanmasiyla harbeden Osmanli'nin muttefiki Almanlar, bizim
Galicya cephesine iki tumen gondermis olmamiza ragmen, bize ancak birkac
generalle destek olmuslardir. Bunlardan birisi Liman Von Sanders'tir ki,
once Canakkale sonra da Sūriye cephesinde, cephe kumandanligini deruhte
etmis olmasi sebebiyle "Turk askeri"ni yakīnen tanimak firsatini elde
etmisti. Alman asālet unvāni olan "Von" sifatiyla anilmakta olan bu
generalin Turk askeri hakkinda sayisiz husn-i sehādetinden su birkac cumle,
Mehmedcigin dunyāda meshūr oldugu karakter ve kahramanligin, tārihī tescil
ve ikrārina en iyi bir misaldir:
"Celikten, mānevī kuvvetten, vatan askindan bir insan yapisi ne demektir? Bu
sorunun cevābi, iste bu gosteristen uzak, mutevekkil ve sākin Anadolu
cocugunun ta kendisidir! Yarali dusmanini sirtinda siperlerine getiriyor,
sargi bezi olmadigi zaman, bir yedegi daha bulunmayan gomlegini yirtarak onu
sari-yordu." (Canakkale 5. Ordu Komutani, Liman Von Sanders)
yari cāhil bir kadronun ihānet ve acziyyetinin eseri olarak gerceklestigi
mālumdur. Bundan istifāde ederek son darbeyi vurmak isteyen dusmanlarin ilk
olarak actiklari cephe Trablusgarb Harbi'dir.
Ittihatcilarin ālim(!) sadrāzam diye Roma buyukelciliginden getirtip
huku-metin basina gecirdikleri, -gunumuz tābiriyle- devletler hukuku
profesoru Sadrāzam Ibrāhim Hakki Pasa, bugunku Libya devletinin esāsi olan
Trablusgarb vilāye-timizi, ādetā Italyan isgāline āmāde bir hāle getirmisti.
Italyanlarin oraya saldiracagini Roma'da buyukelcilik mevkiinde bulunmasi
sebebiyle en iyi bilmesi gereken bu gāfil sadrāzam, Trablusgarb'daki
askerleri gereksiz bir sūrette Yemen'e gondermis, oradaki vāliyi de basit
bir mes'ele icin merkeze cagirmisti. Italyanlar, vālisiz ve askersiz
Trablusgarb vilāyetimize trampet cala cala cikarma yapmisti. Bunun uzerine
īmān heyecāni ile oraya kosan pek cok vatanperver askerin nispetsiz gucler
arasindaki dāsitānī mucādelesi, butun dunyā umūmī efkārinda hakli bir takdīr
ve hayranlik uyandirmisti.
Bu takdīr ve hayranligi duyanlardan biri de Pākistan'in kurulusunda fikir
babaligi yapmis olan sāir, MUHAMMED Ikbāl'dir. O buyuk ve mutefekkir zāt,
kendi ulkesinde Hindūlara karsi muslumanlari ayri ve mustakil bir siyāsī
varlik hāline getirebilmek icin calisirken, Italyanlarin Trablusgarb
vilāyetimize saldirmasina dāir haberle sarsilmisti. Fakat cok gecmeden bir
avuc Turk'un orada ortaya koydugu yigitlik ve fedākarlik haberleri ile
tesellī bulmus, hattā bu kahramanliklari kendi halkina cesāret vermek icin
siirleriyle ebedīlestirmistir.
O sirada Hind muslumanlari (bugunku Pākistanlilar) Turkiye'ye destek
olabilmek icin bir miting tertib etmislerdi.. Ikbāl, bu mitingde toplulugu
heyecāna getiren Urduca muthis bir siir okumustur. O siirde deniliyordu ki: "Dunyānin insani cok muzdarip eden hāllerinden sIkilmis, baska bir āleme
gocmustum. Melekler beni Hazret-i MUHAMMED -sallāllāhu aleyhi ve sellem-'in
huzūruna getirdiler. Peygamberimiz sordu:
"-Bana o ālemden bir hediye getirdin mi?"
"-Yā Rasūlallāh!" dedim. "-Dunyāda huzur ve rahat kalmadi. Arzu edilen hayat
ele gecmiyor. Varlik bahcelerinde binlerce lāle ve gul var, fakat hicbirinde
vefā kokusundan eser yok. Buna ragmen huzūrunuza hediye olarak billur bir
sise getiriyorum. Bu billur sisenin icinde o derecede kiymetli bir sey var
ki, emsālini bulmak imkānsizdir. Bu sisede ummetinizin serefi vardir. Bu
sisede, Trablusgarb Islām beldesinde isgalci Italyanlara karsi harb ederken
sehid dusen Turk askerlerinin mubārek kani vardir."
Ayni Ikbāl, harb-i umūmī musībetleri karsisinda bir baska siirinde de: "Osmanlilarin uzerine kederden bir dag yigilmissa sen uzulme, cunku bin
yildizin kani dokulmeden safak sokmez." diye ummete sāirāne bir uslūbla umīd
ve sevk vermeye calisiyordu.
Islām sāiri Ikbāl, "Tulū-i Islām" adiyla millī mucādelemiz icin bir nevī
destan kaleme almis ve bunda Turk askerinin kahramanligini goklere cikararak
"Allāh onlara yardim etsin!" niyāzinda bulunmus ve:
"-Atiniz nereye kadar giderse oraya kadar atilin, dusunmeyin! Biz bu
meydanda nice kereler tedbīr yuzunden mat olduk. Ālem-i Islām
arkanizdadir!.." diye Turk'un cesāretini daha da artirmak icin siirin tesir
gucunu keskin bir kilic gibi kullanmistir.
Osmanli cihan devleti, milletine yabancilasmis ve gizli dusman faāliyeti
netīcesinde devlete hākim olmus ittihatci gurūhun elinde bādireden bādireye
suruklenmistir. Bu bādirelerin ilki, yukarida zikretmis oldugumuz gibi,
(1911) Trablusgarb Harbi'dir. Onu tākiben (1912) Balkan Harbi ve (1914-1
Birinci Cihān Harbi, Turk askerinin sayisiz ve emsālsiz kahramanlik
menkibeleriyle cereyan etmistir ki bunun en muhtesem safhasi 87. yildonumunu
idrāk etmekte oldugumuz, Canakkale muhārebeleridir.
O buyuk devlet, hayatina son verilirken bile Canakkale'de māzinin
derinliklerinde kalmis, eski azametli zaferlerle boy olcusebilecek yeni ve
nihāī bir destan yazmistir. O derecede ki iki yuz elli bin vatan evlādini
sehid vermek paha-sina, teknik ustunluge sāhip uc yuz bin kisilik mustevlī
askerlerinin Canakkale'yi gecmesini engellemis; izzet, seref ve pāyitahtini
korumustur.
Ciltlerle yazilsa anlatilamayacak bu "Canakkale Destāni" hakkindaki
takdirkārliklardan kucuk bir numūne ile yazimiza son verelim:
O yillarda bir taraftan Kafkasya ve Galicya'da Ruslarla, Filistin ve Sūriye
havālisinde Ingilizlerle diger taraftan da Canakkale'de Ingiliz, Fransiz ve
Italyan asker ve donanmasiyla harbeden Osmanli'nin muttefiki Almanlar, bizim
Galicya cephesine iki tumen gondermis olmamiza ragmen, bize ancak birkac
generalle destek olmuslardir. Bunlardan birisi Liman Von Sanders'tir ki,
once Canakkale sonra da Sūriye cephesinde, cephe kumandanligini deruhte
etmis olmasi sebebiyle "Turk askeri"ni yakīnen tanimak firsatini elde
etmisti. Alman asālet unvāni olan "Von" sifatiyla anilmakta olan bu
generalin Turk askeri hakkinda sayisiz husn-i sehādetinden su birkac cumle,
Mehmedcigin dunyāda meshūr oldugu karakter ve kahramanligin, tārihī tescil
ve ikrārina en iyi bir misaldir:
"Celikten, mānevī kuvvetten, vatan askindan bir insan yapisi ne demektir? Bu
sorunun cevābi, iste bu gosteristen uzak, mutevekkil ve sākin Anadolu
cocugunun ta kendisidir! Yarali dusmanini sirtinda siperlerine getiriyor,
sargi bezi olmadigi zaman, bir yedegi daha bulunmayan gomlegini yirtarak onu
sari-yordu." (Canakkale 5. Ordu Komutani, Liman Von Sanders)