PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Peygamberimizin SAV 12 Yaşında Hz. Aişe İle Evlemesinin Hikmeti Nedir?


ahiret kardeşi
07-05-2008, 10:12
Soru:
Peygamberimizin (asv) 12 yaşındaki Hz. Ayşe(ra) ile evlenmesindeki hikmetler nelerdir?

Cevap:
Peygamberimizin (sav) Hz. Aişe ile evlenmesi yüce Allah’ın peygamberimize (sav) hususi emri iledir. Cebrail (as) Hz. Hatice’nin (ra) vefatından sonra peygamberimize (sav) Hz. Aişe’nin resmini göstermiş ve “Allah bunun ile evlenmeni istemiştir” buyurmuştur. Bu evliliğin hikmetini anlamak için Hz. Aişe’nin (ra) hayatını ve şahsiyetini bilmek gerekir.

Peygamberimize (sav) ilk iman eden onun en sadık sahabesi Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızıdır. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de doğdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir İbn Umeyr'dir. Hz. Âişe’nin (ra) doğduğu zaman babası ve annesi Müslüman olmuşlardı. O Allah’ın ayetlerinin okunduğu, yalnız Allah’a ibadet edildiği ve bunun için çok büyük çile ve ızdırapların çekildiği bir zamanda çocukluğunu böyle bir ortamda geçirdi.Şahsiyeti:
Küçük yaşlarda iken Âişe'nin eğitim ve öğretimiyle bizzat babası Hz. Ebû Bekir (ra) ilgilenmiştir. Bütün müminlerin annesi olan Âişe validemiz daha küçük yaşlarda iken okuma yazma öğrenmiş, zekâsı ve kabiliyeti ile etrafının dikkatini çekmiştir. Öğrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi. Hafızası çok kuvvetli idi. Akıllı, zeki, âlime, edibe, iffet sahibi bir hanım idi. Pek çok konuları şiirle anlatan sanatkârca bir ifadeye sahipti. Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendikleri ayet-i kerime ile övüldüğünü bildikleri için birçok meseleyi ondan sorar ve öğrenirlerdi.

Hz. Âişe vâlidemiz babası Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Osman'ın hilâfetleri zamanında Hz. Peygamber'den işittiklerini müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve daima gece namazı kılardı. Hz. Âişe fıkıh ve ictihadda keskin, kuvvetli görüşe sahipti. Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb'adandır.

Hz. Âişe, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ibadete düşkün, çok zeki bir sahâbiydi. Hepsinin başında en mümtaz vasfı ise İslâm’a ve ilme olan büyük hizmeti idi. Müslüman bilginler arasında yaygın bir rivayete göre fıkıh ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz. Âişe nakletmiştir.

Ebû Mûsa el-Eş'ârî (ra) “Bizler, müşkül bir mesele ile karşılaştığımızda gider Hz. Âişe'ye sorardık” demiştir. Abdurrahman b. Avf'ın oğlu Ebû Seleme (ra): Resulullah'ın sünnetini Hz. Âişe'den daha iyi bilen; dinde derinleşmiş, Ayet-i Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim” demiştir.

Hakkında İmam Zührî: “Eğer zamanının bütün âlimlerinin ve peygamberimizin diğer zevcelerinin ilmi bir araya toplansa, Hz. Âişe'nin ilmi yine daha ağır basardı” derdi.

Gelelim Hikmetlerine:
Birincisi: Hz. Hatice peygamberimizin (sav) iman davasına en büyük desteği vermişti. Hz. Aişe (ra) ise imanın gereği olan İslamı yaşama ve hayata geçirme konusunda en büyük örnek olmuştur. Kadınlara ait hususlarda Kur’anı iyi anlama ve Allah’ın rızasına uygun bir şekilde uygulama Hz. Aişe’nin (ra) hayatı ve içtihadı önemli rol oynamıştır. Kadınlara ait pek çok ahkâm Hz. Aişe’nin (ra) içtihatlarına dayanır.

İkincisi: Hz. Aişe peygamberimizin (sav) diğer hanımlarına nasip olmadığı bir şekilde Hz. Ebubekir’in (ra) ve annesinin terbiyesinde büyüdü. Doğduğu andan itibaren İslam terbiyesi ile büyümüştü. İslamın ve Kurân dışında herhangi bir kültürden ve düşünceden etkilenmemişti. Böylece Kur’anın hükümlerini doğru anlayıp anlatmak mümkün olacaktı. Bunu Hz. Aişe (ra) yaptı.

Üçüncüsü: Hz. Aişe (ra) iftiraya maruz kaldı. Bu da iftira ile ilgili hükümlerin nazil olmasına sebep oldu. Hem peygamberin hanımı olmanın bile iftiradan insanları kurtaramayacağı gerçeğini ortaya koydu. Buna karşı sabır ile mukabele etmenin örneğini bize sundu.




Resulullahın, zevcesi Hatîcetü'l-Kübra vefat ettiği zaman Hz. Aişe dokuz yaşında idi. Arabistan’ın sıcak ikliminde kızlar yedi-sekiz yaşlarında ergenlik dönemine giriyorlardı. Osman bin Maz'un'un hanımı Havle binti Hâkim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âişe ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e giderek kızı Âişe'yi istedi. Hz. Âişe'nin o zaman dokuz veya on bir yaşında olduğu rivayet edilmektedir. Peygamberimiz (sav) bu işe pek razı olmadı. Ne de olsa aralarında büyük bir yaş farkı vardı. Peygamberimiz (sav) o zaman 53 yaşında bulunuyordu. Ancak Âişe validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrail Âişe'nin resmini ipek bir hırka içinde Resulullah'a getirmiş ve “Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir” demişti. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) Allah’ın hikmetine ve rızasına uygun olduğu için evlenmeyi kabul etti. Böylece Hz. Âişe'nin Resulullah'a nişanlanması Hicret'ten bir veya iki sene önce oldu. Evlenmesi ise hicretin birinci senesinde Şevval ayında olmuştur. Evlendiği zaman Hz. Aişe (ra) 12 yaşında, peygamberimiz (sav) de 55 yaşında bulunuyordu.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bakire olarak nikâhladıkları tek zevcesi validemiz Hz. Âişe'dir. Resulullah onu çok sevmiş ve ona ‘Hümeyra’ lâkabını vermiş ve: “Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan alınız” buyurmuşlardır.

Hazret-i Âişe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer sahâbe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat meşgul oldu. Uhud gazâsında sırtında su ve yiyecek taşıyarak yardım için Peygamber Efendimizin hep yanında kalmıştı. Hatta, peygamberimizin Uhud'da müşriklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı. Hz. Âişe bir ara Uhud'da kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade etmemiştir.

Âişe 15-16 yaşlarında iken Benu Mustalik (Müreysi') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı. Gazâ dönüşü ihtiyaç için geride kalması yüzünden iftiraya uğradı; savaşa ganimet için katılan münafıklar Hz. Âişe'nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardından yanında sahabelerden Safvan ile birlikte geldiğini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir şekilde yorumladılar. Yolda bu dedikodulara bazı müslümanlar da karışınca Hz. Âişe çok üzüldü; Medine'ye gelince hastalandı, iftira, dedikodu etrafa yayılmıştı. Rasûlullah'tan izin isteyerek babası Ebû Bekir'in evine gitti. Orada bir müddet kaldı; sabırla bekledi. Bu arada Rasûlullah diğer hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âişe'nin durumunun ne olabileceğini sordu. Hepsi de Hz. Âişe'nin temiz ve suçsuz olduğunu söylediler; “Peygamberini fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, size böyle bir şeyi revâ görmez, sabreyleyin” dediler.

Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danışmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir'in evine uğradı. Hz. Âişe'yi, anne, babası ve sahabeden bir hanımla ağlar buldu: “Ya Âişe, senin için bana şöyle şöyle söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değilsen; Allah'u Teâlâ yakında senin doğruluğunu tasdik eder. Eğer bir günah işlediysen, tövbe ve istiğfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” buyurdular. Resulullah'ın mübarek sesini işitince ağlamayı kesen Hz. Âişe babasına bakıp cevap vermesini istedi. Hz. Ebû Bekir ve Âişe'nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece şaşırdıklarını söylediler. Hz. Âişe ise: “Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki kulağınıza gelen lâfların hepsi yalandır, iftiradır, Allah biliyor ki benim bir şeyden haberim yoktur. Yapmadığım bir şeye evet dediğimde kendime iftira etmiş olurum. Sabretmek iyidir. Onların söylediği şey için Allah'u Teâlâ'dan yardım bekliyorum” dedi. Günahsız olduğundan, kalbinin temizliği ile ve kendinden emin olarak bekledi.

Bu sırada Hz. Peygamberin (sav) yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah'ın başının altına bir yastık koyup üzerine çarsaf örterek beklediler. Vahiy tamamlanınca Resulullah terlemiş yüzünü örtünün altından kaldırarak: “Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allah'u Teâlâ seni temize çıkardı. Senin pak olduğuna şahit oldu” buyurarak Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu. Hz. Ebû Bekir hemen kalkıp kızı Âişe'yi başından öptü, “Kalk, Resulullah'a teşekkür et” dedi. Kendisi için ayet ineceğini aklından geçirmeyen Âişe şaşkınlık içinde: “Hayır kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah'u Teâlâ'dan başkasına şükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti” dedi. Ama, çok sevindi. İftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular.
Peygamberimiz (sav) 632 senesinde hastalanınca son gününü Hz. Âişe validemizin evinde geçirdi. Rebiü'levvel ayının on ikinci pazartesi günü öğleden önce mübarek başı, Hz. Âişe validemizin göğsüne yaslanmış olduğu halde vefat etti. Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kirâm, Hz. Aişe validemize müminlerin annesi adını vererek, ona büyük hürmet göstermişlerdir. Hz. Âişe de, sahâbe içinde, kırk yıla yakın bir müddet daha yaşamış ve pek 2210 hadis rivayet etmiştir.
Hz. Âişe'nin bu son kırk yıllık hayatındaki en önemli olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehit edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda adalet-i mahza üzere hareket ederek haksız yere bir insanı öldürmekten ise suçluyu bularak kısas yapmak için sabırla hareket etmiştir. Ancak asiler suçluyu gizlemişler ve “Osman’ın katili bizim hepimizdir” diyerek Hz. Ali’nin işini zorlaştırmışlardır.

Durum böyle endişe verici bir hâl alınca Ashâb-ı Kiram'ın büyüklerinden ve Hz. Ali’ye ilk biat edenlerden Talha ve Zübeyr (ra) Mekke'ye giderek o sırada hac için orada bulunan Hz. Âişe'yi ziyaret edip, olaylara el koymasını ve kendilerine yardımcı olmasını istediler. Hz. Âişe de acele etmemelerini, sabırla bir köşeye çekilip Hz. Ali'ye yardımcı olmalarını tavsiye etti. Ashâb-ı Kirâm'ın büyükleri de Hz. Âişe'nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra'ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âişe'ye de: “Ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanların annesi ve Resulullah'ın muhterem zevcesisin, herkes seni sayar” dediler. Hz. Âişe de, müslümanların rahat etmesi ve Ashâb-ı Kirâm'ın korunması için onlarla birlikte Basra'ya hareket etti. Bu gidişi asiler, Hz. Ali'ye başka türlü anlattılar. Bu arada Hz. Ali'yi de zorlayarak Basra'ya gitmesini sağladılar. Hz. Ali de Basra'ya gelince Hz. Âişe'ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuğu hakkındaki düşüncelerini sordu. Hz. Âişe, fitneyi önlemek ve sulhu sağlamak için Basra'ya geldiğini; öncelikle katillerin yakalanmasını istediklerini halife Hz. Ali'ye bildirdi. Bu görüşü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleşmeyi kararlaştırdılar.
Bu barış haberini ve memnunluğu işiten münafıklar birleşmeye engel olmak için, gece karanlık basınca, her iki tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar. Taraflara da: “Bakın, karşınızdakiler sözünde durmadı” deyip bu gece baskını ile ortalığı karıştırdılar. Karanlıkta neye uğradıklarını bilemeyen müslümanlar harb etmeye başladılar. Her iki taraf da karşısındakini suçluyordu. İşte bu iki müslüman grup arasında meydana gelen çatışmaya Cemel Vak'ası denir.

Bu vak'ada Hz. Aişe'nin ictihadı Hz. Ali'nin ictihadına uymamıştı. Buna rağmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneliği Kur'an-ı Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aişe'ye ikram ve izzette bulundu. Onu bir bölük asker ve cariyeler ile Medine’ye gönderdi. Maaş bağladı ve Medine’den ayrılmamasını tavsiye etti. “Ali'yi sevmek imandandır” hadisini haber veren Hz. Âişe de Hz. Ali'yi çok severdi. Medine’den dışarıya asla çıkmadı. Daha sonra Hz. Ali'nin şehâdetine üzüldü ve çok ağladı. Çünkü sahâbiler birbirlerini çok severlerdi. Hayatının son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadınlara mahsus hallere dair fikhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yılında Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasiyyeti üzerine Medine'de el-Bakî' kabristanına defnedildi.

ANKEBUT
07-05-2008, 10:16
Salat ve selam olsun efendim (s.a.v.)'e..

ISRA
07-05-2008, 10:25
binler salat, binler selam Ya Resulallah(s.a.v)..

ahiret kardeşi
07-05-2008, 13:45
ya rasulüm bizden sana ne kadar salat ve selam etsekte azdır gönlümüzden sana binlerce saalat ve selam geçiyor inşallah kabul edersin amin