SevbaN
21-07-2009, 16:33
Onlarda Ahde vefa Vardı
MEKKE SEFERİNE HAZIRLIK GİZLİ
YAPILIYOR
Bu sayı itibariyle bu sayfalarda Resûlullah'ın arkadaşları ile ilgili haberleri bulacaksınız. Bundan böyle bu sayfalarda, o güzel insanların yaşantıları, dünyaya bakışları, Allah rızası söz konusu olduğunda tavırları, Resûlullah ile olan ilişkilerini, yorumlar ekleyerek sizlere sunacağız.
Resûlullah'ın gerek şahsında gerekse ashabında ahde vefa en üst seviyede bulunuyordu. Tarihe altın harflerle geçecek olan, Asr–ı Saadetteki ahde vefa örneklerinden biri ile yazımıza başlayalım.
Resûlullah'ın güzel arkadaşlarından bir tanesi Hâtıb bin Ebû Beltea Radıyallahu Anh. Hâtıb, hicretten önce İslâm ile şereflenenlerdendir. Daha sonra hicrete katılıp, Medine'ye gelmiş, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazalara katılmıştır.
Konumuz, Mekke'nin fethi hazırlıkları aşamasında geçen bir olaydır. Kâinatın Efendisi Mekke'nin fethi için hazırlık yapmaktadır.
Bu hazırlıklar özellikle gizli tutulmakta, Medine'de büyük bir sefer hazırlığı yapılmaktadır. Bu hazırlığın Mekke'ye yapıldığını çok az sayıda sahabe bilmektedir.
Medine'deki hazırlığın ne amaçla yapıldığını öğrenenlerden biri de Hâtıb'dır. Hâtıb'ın Mekke'de akrabaları vardır. Bütün muhacirlerin akrabaları vardır; ancak Hâtıb'ın akrabaları fakir, zayıf ve güçsüz kimselerdir. Hâtıb şöyle düşünür:
"Mekke seferi başlayıp da ordu yola çıktığı zaman Mekkeli müşrikler bunu haber alınca, muhacirlerin Mekke'de bulunan yakınlarına işkence yaparlar. Muhacirlerin Mekke'de bulunan akrabalarının çoğunu himaye eden bir Kureyş ileri geleni var, ama benim yakınlarımı himaye edecek kimse olmadığı için, benim yakınlarım bu işten çok zarar görür."
Hâtıb bu düşünce içinde, bir karar verir. Medine'de yapılan bu hazırlık nasıl olsa ortaya çıkacaktır. Ordu Mekke'ye hareket edince, hâdise anlaşılacaktır. Mademki sonuçta iş anlaşılacak, ben bu durumdan istifade ederek Mekke'deki yakınlarımı koruyayım.
MEKKELİ
MÜŞRİKLERE
YAZILAN MEKTUP
Medine'de yapılan hazırlığın, Mekke'ye yapılacak bir sefer olduğunu bir mektuba yazar ve bu mektubu da bir kadına vererek Mekke'ye gönderir. Kadın mektubu teslim alır almaz hemen yola koyulur.
Aradan iki ya da üç gün geçmişti ki, hâdise Efendimize malûm olur. Efendimize malûm olması hiç şüphesiz Cebrail Aleyhisselâm'ın haber vermesi ile olmuştur. Efendimiz derhal Ali, Mikdad ve Zübeyr'i çağırır ve onlara durum hakkında bilgi verir:
"Hemen hareket edin, kadını Mekke'ye varmadan yakalayın, üzerindeki mektubu alarak bana getirin."
Hazreti Ali ve arkadaşları hemen yola koyulurlar. Bir günlük bir yoldan sonra kadını bulurlar. Kadına önce mektubu sorarlar, kadın kendisinde mektup olmadığını söyler. Bütün ısrarlara rağmen kadın kendisinde bir mektup olmadığını söyler. Başka çare yoktur, kadının üzeri aranır ve saçlarının arasına sakladığı mektup bulunur. Mektubu alırlar ve doğru Resûlullah'ın huzuruna varırlar.
Kâinatın Efendisi mektubu açıp okuduğunda gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Mektubun kime, kim tarafından yazıldığı anlaşılmıştır. Efendimiz Hâtıb'ı çağırır:
"Ey Hâtıb! Bu yaptığın nedir? Sen böyle bir şeyi nasıl yaparsın?"
"Ya Resûlallah! Bu yaptığım harekette, size ve mü'minlere karşı bir art niyetim yoktur. Biz Mekke'ye sefer hazırlığındayız, muhacirlerin hepsinin Mekke'deki yakınlarını himaye eden birileri var.
Benim Mekke'deki yakınlarım, zayıf ve güçsüzdür, onları himaye edecek kimse de yoktur. Nasıl olsa hazırlığımızın Mekke'ye olduğu anlaşılacaktı, ben daha önceden haber vererek, Mekke'deki yakınlarıma bir kötülük yapmalarını önlemek istedim."
Kâinatın Efendisi Hâtıb'ın bu cevabına karşı sessizliği tercih etti. Hâdise Medine'de duyulmuş, ashab, Hâtıb'a büyük tepki göstermiştir. Onu hain olarak görüyorlardı. Halbuki Hâtıb, bir hata yapmıştı, ama ne dininden dönmüştü, ne de inancında herhangi bir eksilme söz konusuydu. Buna rağmen Hâtıb'ın işlediği bir suç vardı ki, bu cezasız bırakılamazdı, o günkü şartlara göre Hâtıb'ın işlediği suçun cezası idamdı. Yani yaptığını canı ile ödemesi gerekiyordu. Bu durumdan bütün ashab müteessir olmuştu.
HÂTIB BEDİR
ASHABINDAN
DEĞİL Mİ?
Ashabın içinde biri var ki; herkesten fazla celâllenmiş, bir an önce adaletin yerini bulmasını istiyordu. Hak ile bâtılın arasını ayıran büyük insan Hazreti Ömer, Resûlullah'ın yanına gelerek, olaya müdahale eder:
"Ya Resûlallah! Hâtıb'ın yaptığı bu hareket cezasız kalmamalı. Hâtıb size ve tüm mü'minlere ihanet etmiştir. O bir haindir, izin ver bu hain ve münafığın kellesini vurayım."
Efendimiz düşünüyor: "Ömer haklı." Başka bir yerde böyle bir hareket olsa, Ömer'in dediği gibi olurdu.
Büyük bir hareket hazırlığı var, gizlilik içinde yapılıyor, hem bu hareket ortaya çıkıyor, hem de hareket hakkında düşmana bilgi veriliyor. Hâl böyle olmakla birlikte Efendimiz şunu da düşünüyordu:
"Hâtıb ilk iman edenlerdendi, çok sıkıntılı ve zor zamanlarda büyük fedakârlıklar yapmış biriydi."
Kâinatın Efendisi derin düşünceden başını kaldırdı.
Hâtıb'ın şiddetle cezalandırılmasını savunan ashabına şu soruyu sordu:
"Hâtıb'ı nasıl öldürebiliriz? O Bedir'e iştirak etmemiş midir?"
"Evet, Hâtıb Bedir ehlindendir." Efendimiz:
"Bedir ehline cennet vacip olmuştur."
Efendimizin bu açıklaması, ashabın kin ve nefret duygularını izale etti. Evet, Hâtıb Bedir'de vardı, Uhud'da da vardı, Hendek'te ve diğerlerinde de vardı. O Kâinatın Efendisi geçmişi unutacak bir yapıda değildi, o, ahde vefa sahibidir. O, arkadaşlarına karşı merhamet ve hoşgörü sahibidir. O, hataları ve kusurları bağışlayan, üstün merhamet sahibidir. Hâtıb da yaptığından son derece pişmandır, Kâinatın Efendisinden af diler, Efendimiz de Hâtıb'ı affeder.
Bu hâdiseden sonra şu âyet–i kerime nazil olur:
"Ey iman etmiş olanlar! Benim düşmanımı, sizin de düşmanınızı dostlar edinmeyiniz. Siz onlara bir muhabbet sebebi ile bazı haberler ulaştırıyorsunuz. Halbuki onlar size Hak'tan gelen şeyi inkâr etmişlerdir..." (Haşr, 60/1)
Efendimizin önemli sünnetlerinden biri ahde vefa göstermesidir. Yukarıda zikrettiğimiz hâdisede, Hâtıb'ın yaptığı normal karşılanacak bir iş olmamasına rağmen. Efendimizin Hâtıb'ı affetmesinin birkaç sebebi bulunmaktadır:
1–Hâtıb ilk iman edenlerdendir ve mü'minlerle birlikte birçok sıkıntı çekmiştir.
2–Bütün gazalara katılmıştır.
3–Muhacirlerdendir.
4–Allah ve Resûl'üne karşı samimidir.
Bu dört özellik o insanda bulunuyor, Efendimiz de burada takdir yetkisini kullanarak Hâtıb'ı affediyordu.
MEKKE SEFERİNE HAZIRLIK GİZLİ
YAPILIYOR
Bu sayı itibariyle bu sayfalarda Resûlullah'ın arkadaşları ile ilgili haberleri bulacaksınız. Bundan böyle bu sayfalarda, o güzel insanların yaşantıları, dünyaya bakışları, Allah rızası söz konusu olduğunda tavırları, Resûlullah ile olan ilişkilerini, yorumlar ekleyerek sizlere sunacağız.
Resûlullah'ın gerek şahsında gerekse ashabında ahde vefa en üst seviyede bulunuyordu. Tarihe altın harflerle geçecek olan, Asr–ı Saadetteki ahde vefa örneklerinden biri ile yazımıza başlayalım.
Resûlullah'ın güzel arkadaşlarından bir tanesi Hâtıb bin Ebû Beltea Radıyallahu Anh. Hâtıb, hicretten önce İslâm ile şereflenenlerdendir. Daha sonra hicrete katılıp, Medine'ye gelmiş, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer gazalara katılmıştır.
Konumuz, Mekke'nin fethi hazırlıkları aşamasında geçen bir olaydır. Kâinatın Efendisi Mekke'nin fethi için hazırlık yapmaktadır.
Bu hazırlıklar özellikle gizli tutulmakta, Medine'de büyük bir sefer hazırlığı yapılmaktadır. Bu hazırlığın Mekke'ye yapıldığını çok az sayıda sahabe bilmektedir.
Medine'deki hazırlığın ne amaçla yapıldığını öğrenenlerden biri de Hâtıb'dır. Hâtıb'ın Mekke'de akrabaları vardır. Bütün muhacirlerin akrabaları vardır; ancak Hâtıb'ın akrabaları fakir, zayıf ve güçsüz kimselerdir. Hâtıb şöyle düşünür:
"Mekke seferi başlayıp da ordu yola çıktığı zaman Mekkeli müşrikler bunu haber alınca, muhacirlerin Mekke'de bulunan yakınlarına işkence yaparlar. Muhacirlerin Mekke'de bulunan akrabalarının çoğunu himaye eden bir Kureyş ileri geleni var, ama benim yakınlarımı himaye edecek kimse olmadığı için, benim yakınlarım bu işten çok zarar görür."
Hâtıb bu düşünce içinde, bir karar verir. Medine'de yapılan bu hazırlık nasıl olsa ortaya çıkacaktır. Ordu Mekke'ye hareket edince, hâdise anlaşılacaktır. Mademki sonuçta iş anlaşılacak, ben bu durumdan istifade ederek Mekke'deki yakınlarımı koruyayım.
MEKKELİ
MÜŞRİKLERE
YAZILAN MEKTUP
Medine'de yapılan hazırlığın, Mekke'ye yapılacak bir sefer olduğunu bir mektuba yazar ve bu mektubu da bir kadına vererek Mekke'ye gönderir. Kadın mektubu teslim alır almaz hemen yola koyulur.
Aradan iki ya da üç gün geçmişti ki, hâdise Efendimize malûm olur. Efendimize malûm olması hiç şüphesiz Cebrail Aleyhisselâm'ın haber vermesi ile olmuştur. Efendimiz derhal Ali, Mikdad ve Zübeyr'i çağırır ve onlara durum hakkında bilgi verir:
"Hemen hareket edin, kadını Mekke'ye varmadan yakalayın, üzerindeki mektubu alarak bana getirin."
Hazreti Ali ve arkadaşları hemen yola koyulurlar. Bir günlük bir yoldan sonra kadını bulurlar. Kadına önce mektubu sorarlar, kadın kendisinde mektup olmadığını söyler. Bütün ısrarlara rağmen kadın kendisinde bir mektup olmadığını söyler. Başka çare yoktur, kadının üzeri aranır ve saçlarının arasına sakladığı mektup bulunur. Mektubu alırlar ve doğru Resûlullah'ın huzuruna varırlar.
Kâinatın Efendisi mektubu açıp okuduğunda gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Mektubun kime, kim tarafından yazıldığı anlaşılmıştır. Efendimiz Hâtıb'ı çağırır:
"Ey Hâtıb! Bu yaptığın nedir? Sen böyle bir şeyi nasıl yaparsın?"
"Ya Resûlallah! Bu yaptığım harekette, size ve mü'minlere karşı bir art niyetim yoktur. Biz Mekke'ye sefer hazırlığındayız, muhacirlerin hepsinin Mekke'deki yakınlarını himaye eden birileri var.
Benim Mekke'deki yakınlarım, zayıf ve güçsüzdür, onları himaye edecek kimse de yoktur. Nasıl olsa hazırlığımızın Mekke'ye olduğu anlaşılacaktı, ben daha önceden haber vererek, Mekke'deki yakınlarıma bir kötülük yapmalarını önlemek istedim."
Kâinatın Efendisi Hâtıb'ın bu cevabına karşı sessizliği tercih etti. Hâdise Medine'de duyulmuş, ashab, Hâtıb'a büyük tepki göstermiştir. Onu hain olarak görüyorlardı. Halbuki Hâtıb, bir hata yapmıştı, ama ne dininden dönmüştü, ne de inancında herhangi bir eksilme söz konusuydu. Buna rağmen Hâtıb'ın işlediği bir suç vardı ki, bu cezasız bırakılamazdı, o günkü şartlara göre Hâtıb'ın işlediği suçun cezası idamdı. Yani yaptığını canı ile ödemesi gerekiyordu. Bu durumdan bütün ashab müteessir olmuştu.
HÂTIB BEDİR
ASHABINDAN
DEĞİL Mİ?
Ashabın içinde biri var ki; herkesten fazla celâllenmiş, bir an önce adaletin yerini bulmasını istiyordu. Hak ile bâtılın arasını ayıran büyük insan Hazreti Ömer, Resûlullah'ın yanına gelerek, olaya müdahale eder:
"Ya Resûlallah! Hâtıb'ın yaptığı bu hareket cezasız kalmamalı. Hâtıb size ve tüm mü'minlere ihanet etmiştir. O bir haindir, izin ver bu hain ve münafığın kellesini vurayım."
Efendimiz düşünüyor: "Ömer haklı." Başka bir yerde böyle bir hareket olsa, Ömer'in dediği gibi olurdu.
Büyük bir hareket hazırlığı var, gizlilik içinde yapılıyor, hem bu hareket ortaya çıkıyor, hem de hareket hakkında düşmana bilgi veriliyor. Hâl böyle olmakla birlikte Efendimiz şunu da düşünüyordu:
"Hâtıb ilk iman edenlerdendi, çok sıkıntılı ve zor zamanlarda büyük fedakârlıklar yapmış biriydi."
Kâinatın Efendisi derin düşünceden başını kaldırdı.
Hâtıb'ın şiddetle cezalandırılmasını savunan ashabına şu soruyu sordu:
"Hâtıb'ı nasıl öldürebiliriz? O Bedir'e iştirak etmemiş midir?"
"Evet, Hâtıb Bedir ehlindendir." Efendimiz:
"Bedir ehline cennet vacip olmuştur."
Efendimizin bu açıklaması, ashabın kin ve nefret duygularını izale etti. Evet, Hâtıb Bedir'de vardı, Uhud'da da vardı, Hendek'te ve diğerlerinde de vardı. O Kâinatın Efendisi geçmişi unutacak bir yapıda değildi, o, ahde vefa sahibidir. O, arkadaşlarına karşı merhamet ve hoşgörü sahibidir. O, hataları ve kusurları bağışlayan, üstün merhamet sahibidir. Hâtıb da yaptığından son derece pişmandır, Kâinatın Efendisinden af diler, Efendimiz de Hâtıb'ı affeder.
Bu hâdiseden sonra şu âyet–i kerime nazil olur:
"Ey iman etmiş olanlar! Benim düşmanımı, sizin de düşmanınızı dostlar edinmeyiniz. Siz onlara bir muhabbet sebebi ile bazı haberler ulaştırıyorsunuz. Halbuki onlar size Hak'tan gelen şeyi inkâr etmişlerdir..." (Haşr, 60/1)
Efendimizin önemli sünnetlerinden biri ahde vefa göstermesidir. Yukarıda zikrettiğimiz hâdisede, Hâtıb'ın yaptığı normal karşılanacak bir iş olmamasına rağmen. Efendimizin Hâtıb'ı affetmesinin birkaç sebebi bulunmaktadır:
1–Hâtıb ilk iman edenlerdendir ve mü'minlerle birlikte birçok sıkıntı çekmiştir.
2–Bütün gazalara katılmıştır.
3–Muhacirlerdendir.
4–Allah ve Resûl'üne karşı samimidir.
Bu dört özellik o insanda bulunuyor, Efendimiz de burada takdir yetkisini kullanarak Hâtıb'ı affediyordu.