PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : (Anasını ağlatmak, karısını dul bırakmak isteyen varsa gelsin)


ISRA
25-04-2008, 02:26
Hazret-i Ömer (radıyALLAHü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınpederidir. Hafsa validemiz onun kızıdır. Hayatta iken Cennet ile müjdelenmiş on kişiden ikincisi olup, Hazret-i Ebu Bekir’den sonra eshab-ı kiramın en büyüğü, başka bir ifade ile, Peygamberlerden sonra insanların üstünlükte ikincisidir. Resulullahın da ikinci halifesidir. Hazret-i Ali, Hazret-i Ömer’i çok severdi. Ona kızı Ümmi Gülsümü nikah etti, damadı yaptı.

Hicretten kırk sene önce doğdu. Kureyşin büyüklerinden idi. Çok güzel konuşurdu. Önce Resulullaha düşman idi.

Resulullah efendimizin duası bereketi ile Müslüman olmakla şereflendi. Resulullahı öldürmek için giderken okunan Kur’an-ı kerimin fesahatı, belagatı, manalarının yüksekliği ve üstünlüğü karşısında hayran kalınca, Hazret-i Habbab, “Müjde ya Ömer! Resulullah, ALLAHü teâlâya dua ederek, (Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehil ile yahut Ömer ile kuvvetlendir) buyurdu. İşte bu devlet, bu saadet sana nasip oldu” dedi. O da hemen Resulullahın huzuruna giderek iman etti. Müslüman olunca, Resulullah efendimize Enfal suresinin 64. âyeti indi.

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Cebrail geldi, "Ömer’in Müslüman olmasından dolayı gökteki melekler birbirine müjde verip, bayram ediyorlar" dedi.) [Hakim, Ebu Nuaym]

(Ömer’i Müslüman olduktan sonra gören şeytan, yüzüstü yıkıldı.) [Taberani, İ. Asakir, Dare Kutni]

İbni Mesud buyurdu ki:
Ömer iman ettiğinde Peygamber efendimiz, mübarek elini Ömer’in göğsüne koyup, (Ya Rabbi, bunun göğsündeki kötü sıfatı ve hastalığı çıkar, onun yerine iman ve hikmeti ver) buyurdu.
Ömer’in Müslüman olması, müminlere rahmet oldu. O Müslüman oluncaya kadar dini İslam aşikâre değildi. Kâbe’de Müslümanlardan hiç kimse namaz kılmamış idi. Müslüman olunca, (Ya ResulALLAH haydi Kâbe’ye gidip açıkça namaz kılalım) dedi, teklifi kabul buyurulup hep birlikte Kâbe’ye gidildi. Hazret-i Ömer, orada, Resulullahın ölü veya dirisini getirecek diye bekleyen müşriklere, (Beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki, Hattab oğlu Ömer’im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen, yerinden kıpırdasın) dedi. Hepsi geriye çekilip dağıldı. Müslümanlar, Harem-i şerifte yüksek sesle tekbir getirip, ilk defa meydanda namaz kıldılar. (M.Ç.Güzin - Eshab-ı kiram)

Hazret-i Ömer, İslam dini uğruna malını, canını, her şeyini ortaya koydu. Herkes gizlice hicret ederken o, hiç çekinmeden kahramanca ortaya çıkıp, (Anasını ağlatmak, karısını dul bırakmak isteyen varsa gelsin) diyerek düşmanlara meydan okudu. (Mirat-ı kâinat)

Bütün gazalarda bulundu. Uhud’da Resulullahın yanından ayrılmadı. Resulullahın vefatından sonra karışıklık çıkmasını önledi. Halifeye, her işinde yardım etti.

Hazret-i Ebu Bekir, vefat edeceği zaman eshab-ı kirama, Size halife olarak Ömer’i seçtim. Yarın ahirette ALLAHü teâlâya, "İnsanların en hayırlısını onların başına halife tayin ettim" derim dedikten sonra, Hazret-i Ömer’i halife tayin etti. Onüçüncü yılda halife oldu. Emir-ül-müminin ismini aldı. Az zamanda o kadar çok yer aldı ki, tarihçileri şaşırttı. Kudüs’e gidip, adaleti ile Rumları hayran bıraktı. Kadsiye zaferini kazanarak, orduları Azak denizine kadar ilerledi. Tunus’a kadar fetholundu.

Dörtbinden ziyade cami, mescid yapıldı. Hazret-i Muaviye’yi Şam valisi yaptı. Kendi de Şam’a geldi. Her sene hac yaptı. On buçuk sene ve yedi gün, dünyada hiç görülmemiş bir adalet ile halifelik yaptı. 23. yıl zilhiccesinde, bir sabah namazına giderken, Mugire-tebni Şu’be hazretlerinin kölesi Ebu Lü’lü Firuz tarafından bıçakla karnına vurularak yirmidört saat sonra, 63 yaşında şehid oldu. Hücre-i saadete defnedildi.

Çok âdil, abid, çok merhametli, aşağı gönüllü, fakirlikle yaşar bir zat idi. Kudüs’e giderken deveye, kölesi ile nöbetleşe biniyordu. Şehre girerken deveye binme sırası kölesine geldiği için devenin önünde yürüyordu. Kuvveti, adli, askerleri, üç kıtayı titreten İslam halifesini görmeye gelenleri hayrette bırakmıştı. O derece âdil idi ki, kendi oğlu günah işleyince ALLAHü teâlânın emri kadar sopa vurulmasını emretti. Eshab-ı kiram yalvardıkları halde, bir değnek eksik vurulmasına razı olmadı ve oğlu bu yüzden öldü. Çok acıdı ve üzüldüğünü bildirdi ise de, pişman olmadı ve (ALLAHü teâlânın hakkında hatır olmaz. Ahirette çekmekten, dünyada cezasını bulmak iyidir) buyurdu.

Ölünceye kadar, bütün âlem-i İslam, Resulullah zamanındaki huzur, safa ve rahatlık içinde yaşadı. Çeşitli hadis-i şeriflerle meth olundu. (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) hadis-i şerifi, yüksekliğini anlatmaya yetişir. Faziletini, kıymetini bildirmek için, din âlimleri ve dinsizler tarafından ciltlerle kitap yazıldı. Eshab-ı kirama derecelerine göre saygı gösterirdi. Bedir gazasında bulunanlara daha çok kıymet verirdi. Haşimileri, hepsinden üstün tutardı. Hazret-i Ali’yi hepsinden yüksek bulundurur, işlerinde ona danışırdı. Hazret-i Ömer’i metheden hadis-i şeriflerin çoğunu Hazret-i Ali bildirmiştir. (Eshab-ı kiram, Mesabih, M.Ç.Güzin)

Bir gün Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Rüyamda ümmetim bana arz olundu. Cümlesi önümden geçip, birbir seyreyledim. Kiminin gömleği dizinde idi. Kiminin dizinden aşağı, kiminin dizinden yukarı idi. Lakin Ömer’i bir gömlek ile gördüm ki, yerde sürünürdü.) Sahabe-i güzin, ya ResulALLAH, nasıl tabir buyurdunuz diye sorunca, buyurdu ki: (Din-i mübin ile [dine bağlılık, dinin kuvvetlenmesi ile] tabir ettim.)
Hilafet zamanı uzun oldu, İslamiyet dünyaya yayıldı. (Tirmizi)

Abdullah ibni Ömer dedi ki:
Resulullah buyurdu ki, (Rüyada kana kana süt içtim, fazlasını da Ömer bin Hattaba verdim.)
Ya ResulALLAH! Ne ile tabir ettiniz diye sorulunca, buyurdu ki: (İlim ile tabir ettim.) (Müslim)

Daima görüşü [ictihadı] isabet ederdi. Bir gün, bir münafık ile bir yahudi, bir hususta anlaşamadı. Yahudi davayı halletmek için, Resulullaha gelmek istedi. O kişi de yahudilerin reisine gitmek istedi. Sonunda, Resulullaha geldiler. Yahudi o davada haklıydı, onun lehine hüküm verildi. Çıkınca, o kişi bu hükme razı olmayıp, (bir de Ömer’e gidelim) dedi. Hazret-i Ömer Yahudilere düşman olduğu için davayı kendisinin kazanacağını sanıyordu. Hazret-i Ömer’e davayı halletmesi için geldiler. Yahudi, davayı anlattı. Hazret-i Ömer onun münafık olduğunu anlayıp, (Olay bu yahudinin anlattığı gibi midir?) Diye sordu. O kişi, evet, öyledir. Ama ben o hükme razı olmadım, sen hüküm veresin, dedi. Hazret-i Ömer; (Siz az bekleyin) buyurdu. Hemen içeriden kılıcını getirip münafığın boynunu vurdu, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hükmü budur) buyurdu.

Bunun üzerine, Resulullah efendimiz, (Hak ile bâtılı ayırt edici Ömer’dir) buyurup,hak ile bâtılı ayıran anlamında Faruk lakabını verdi ve Ömer-ül-Faruk denildi. (M.Ç.Güzin)

Makam-ı İbrahim için, kadınların örtünmesi için ve Bedir gazasında alınan esirler için, içkinin haram edilmesi için ALLAHü teâlâ, Hazret-i Ömer’in sözüne uygun âyet-i kerime gönderdi. Bedir’de alınan esirlere yapılacak muamele hakkında, Sahabe-i kiramın reyleri [ictihadları] farklı olmuştu. Ömer-ül Faruk ve Sad ibni Muaz esirleri öldürelim dedi. Diğer sahabiler ise, para karşılığı bırakalım, demişlerdi. Server-i âlem de, bu reyi kabul buyurup salıverdiler. Sonra, şu âyet-i kerime gelerek birinci reyin doğru olduğu bildirildi:
(Savaşta alınan esirleri mal karşılığı olarak salıvermek, hiçbir Peygambere yakışmaz. Yer yüzünde onların çoğunu öldürmek, zayıflamalarına sebep olur. Siz dünya malını istiyorsunuz. ALLAH ise, sevap kazanmanızı, Cennete ve nimetlere kavuşmanızı istiyor. ALLAH tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.) [Enfal 67,68]

Bu âyet-i kerimeler indikten sonra Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Eğer azap geri çevrilmeseydi, Ömer ile Sad bin Muaz’dan başka kimse kurtulmazdı.)

Hazret-i Ömer buyurdu ki: (VALLAHi ALLAHü teâlâ bana üç şeyde de muvafakat etti:
[B]1– Ya ResulALLAH, ne olaydı makam-ı İbrahim’i namaz kılınacak yer yapsaydınız dedim. Hemen Bekara suresinin, (Makam-ı İbrahim’i namazgah edinin!) mealindeki 125. âyeti indi.

2– Dedim ki, ya ResulALLAH! Sizin yanınıza biz de geliyoruz, müşrikler de geliyor. Ne olurdu müminlerin anneleri tesettüre girseydi. Hemen ALLAHü teâlâ hicab âyetini gönderdi.

3– Resulullahın bazı hanımları birbirleri ile niza etmişler. Bu olayı işitince gidip, [Resulullahın hanımı ve kendi kızı olan] Hafsa’ya: “Resulullahı üzerseniz, ALLAHü teâlâ, Ona sizden daha iyi hatunlar verir” dedim. Hemen ALLAHü teâlâ; Tahrim suresinin (Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi hanımlar verebilir) mealindeki 5. âyetini gönderdi. (Mealim-üt-tenzil)

Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(ALLAHü teâlâ, hakkı Ömer’in diline ve kalbine yerleştirdi.) [Tirmizi, Ebu Davud, İ.Ahmed, Hakim, Taberani, İbni Neccar, İ.Münavi]