İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter


Geri git   İLİMHAZİNEM Hepimize Yeter > PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN SÜNNETİ,ÖRNEK HAYATI VE HADİS-İ ŞERİFLERİ > Siyer-i Nebi (S.A.V)

Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Forumları Okundu Kabul Et

Anlaşmanın Bozulması

Görüntülemeler : 19  √  Cevap Sayısı : 0

Görüntüleyenler Üyeler:   √ Misafir:1

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 21-05-2008, 19:47   #1
ISRA
 
Avatar Yok
 
Bilgileriniz
 
Üyelik tarihi: 09-01-2008
Bulunduğu yer: Bir Garip Yolcu
Yaş: 32
Mesajlar: 4.194
Rep Gücü: 124
ISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond reputeISRA has a reputation beyond repute
Teşekkürler
Teşekkür Sayısı: 218
387 Mesajda 553 Teşekkür Aldı
Bayrak Anlaşmanın Bozulması

Anlaşmanın Bozulması





Anlaşmaya rağmen Bekr kabilesinden bir grup Hu za´a kabilesi ile aralarında varolan kan davasını sürdürü yorlardı. Arar (r.)´ın Suriye´ye gitmesinden kısa bir sürt? sonra Bekr´in bir kolu bir gece Huza´aya baskın yaptı vp onlardan birini öldürdü. Meydana gelen çatışmada ?çatışmanın bir bölümü haram bölgede yapılmıştı? Kureyş-liler müttefiklerine silah vererek yardım ettiler. Gece ka*ranlığında bir veya iki Kureyşli de çatışmaya katıldı Huza´a kabilesinin Beni Ka´b kolu, derhal Medine´ye Pey gamber (s.a.v.)´e haber veren ve yardım İsteyen bir grup delege gönderdiler. Peygamber (s.a.v.) onlara kendisine güvenebileceklerini söyledi ve onları ülkelerine geri gön*derdi. Onlar gittikten sonra Aişe´ve gitti. Yüzünden çok si*nirli olduğu anlaşılıyordu. Gusül etmek İçin bir miktar su istedi. Suyu üstüne dökerken Aişe (r.) O´nun: «Eğer Ka´b oğullarına yardım etmezsem, ben de yardım edilmeyeyim.»[1] dediğini duyuyordu.

O sırada Mekke´liler olayların muhtemel sonuçlarını düşünerek tedirgin oluyorlardı. Bu nedenle eğer gerekirse Peygamber (s.a.v.)´i yatıştırmak üzere Ebu Süfyan´ı gön*derdiler. Ebu Sufyan yolda geri dönen Huza´au elçilere

rastladı ve çok geç kalmış olmaktan korktu. Peygamber (s.a.v.)´in esrarlı halini görünce korkusu daha da arttı. «Ey Muhammed», dedi, Hudeybiye anlaşmasında ben yok*tum. Müsaade et de şimdi bu anlaşmayı güçlendirelim ve uzatalım.» Peygamber (s.a.v.) onun ricasını şu soruyla cevapladı: «Sizli tarafınızdan hiç onu bozan oldu mu?» Ebu Süfyan tedirgin bir şekilde: «Allah saklasın!» dedi. Peygamber (s.a.vJ: «Biz de aynı şekilde Hudeybiye´de yap*tığımız anlaşmaya aynı süre için uyuyoruz. Onu değiştir*meyeceğiz. Onun yerine başka bir anlaşmayı da kabul et*meyeceğiz» dedi. Daha fazla söyleyecek birşeyi olmadığı anlaşılıyordu. Bu nedenle Ebu Süfyan kendisine yardım etmesi ümidiyle kızı Ümmü Habibe´ye gitti. Onbeş yıldan-beri görüşmüyorlardı. Odada oturulacak en iyi yer Pey*gamber (s.a.v.)´in kilimiydi, Ebu Süfyan oraya oturmaya niyetlendiğinde kızı kilimi hemen onun altından çekti. Ba*bası: «Küçük kızım», dedi. «Bu kilim mi benden daha de*ğerli, yoksa ben mi bu kilime oturmayacak kadar değerli*yim?» Kızı: «Bu Peygamber (s.a.v.)´in kilimi», «Sen ise bir putperestsin ve temiz değilsin» dedi. Daha sonra şunları ekledi: «Babacığım sen Kureyş´in büyüğüsün ve onların li*derisin. Nasıl oldu da İslâm´a girmedin ve nasıl oldu da, ne gören ne de duyan taşlara tapıyorsun1?» Ebu Süfyan: «Allah Allah!» dedi. «Muhammed´in dinine uymak için atalarımın taptığı şeylerden mi vazgeçeceğim?" Kızından hiçbir yardım göremeyeceğini anlayan Ebu Süfyan, an*laşmayı yenilemek için aracı olmalarını istediği Ebu Be*kir (r.) ve diğer Sahabilere gitti. Çünkü Peygamber acık-Ça söylemediği halde o, bir önceki çatışma nedeniyle an*laşmanın bozulduğundan artık emindi. Fakat bu aynı za*manda anlaşmanın tekrar yenilenmesine yardım edebilir*di. Yani eğer nüfuzlu bir adam iki grup arasında tekor teker genel bir himaye açıklaması yaparsa kan dökülmesi*ne engel olunabilirdi. Ebu Süfyan bu seçeneği Ebu Bekr´o önerdi. Fakat o sadece: «Ben Allah´ın Resûlü´nün verdiği himaye sınırları içinde himaye verebilirim» dedi.

Diğerleri de hemen hemen aynı cevabı verdiler. Ebu Süfyan son olarak iki kardeş olan Haşim ve Abd uş-Sems-in torunları oldukları İçin akrabalık bağlarına güvenerek Ali (r.)´nin evine gitti. Fakat Ali şu cevabı verdi: «Yazık*lar olsun sana Ebu Süfvan! Allah´ın Resulü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde ol*duğu bir konu hakkında Ondan olumlu bir ricada buluna*maz.» Çünkü sahabe Kur´an´da Peygamber´e de şöyle den*diğini biliyorlardı: «iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen Allah´a tevekkül et.» (Ali îmran 159).

Onlar Peygamber´in birşeye karar verdiğinde artık onu o karardan vazgeçirmenin imkansız olduğunu dene*yimlerinden biliyorlardı. Ebu Süfyan şimdi de kucağında Öasan´la yerde oturan Fatuna (r.)´ya dönmüştü: «Ey Mu-hammed (s.a.v.)´in kızı!» dedi. «Küçük oğluna, tek tek in*sanlar arasında himaye kurmasını emret ki, sonsuza dek Arapların başkanı olabilsin.» Fakat Fatıma (r.) çocukla*rın himaye edenıiyeceklerini söyledi. Ebu Süfyan tekrar Ali (r.)´ye döndü. Ve ne yapması konusunda ondan yalva-rarak yardım istedi. «Başka çaresi yok» dedi Ali: «Sen kal*kıp tek tek insanlar arasında himaye kurmalısın. Sen Ki-nane´nin başkanısın.» Ebu Süfyan; «Bu bana birşey ka*zandırır mı?» diye sordu. «Vallahi zannetmem» dedi. Fa*kat bence yapabileceğin başka birşey yok». Bunun üzerine Ebu Süfyan» Mescid´e gitti ve yüksek sesle: «Dinleyin, ben insanlara teker teker himaye veriyorum. Muhammed´ in de beni onaylamaktan geri kalacağını zannetmiyorum» de*di. Daha sonra Peygamber (s.a.v.)´e gitti ve: «Ey Muham*med (s.a.v.) benim verdiğim himayeyi reddedeceğini zan*netmiyorum» dedi. Fakat Peygamber (.a.vvi sadece şu ce*vabı verdi: «Ey Ebu Süfyan bu senin düşüncen»[2]. Bunun üzerine Umeyye lideri Mekke´ye çok "üzgün ve hayal kı*rıklığı içinde döndü.

Peygamber (s.a.v.) sefer hazırlıklarına başlanmasını emretü. Ebu Bekr kendisinin de sefere hazırlanmasının ge*rekin gerekmediğini sordu. Peygamber (s.a.v.) ona hazır*laması gerektiğini ve Kureyş´e karşı sefere çıktıklarını söy*ledi. Ebu Bekr (r.): «Anlaşma süresinin bitmesini bekle*memiz gerekmez mi?» dedi. Peygamber: «Onlar bize iha*net ettiler ve anlaşmayı bozdular» dedi. «Ben de onların üstüne yürüyeceğim. Fakat sana söylediğim şeyi bir sır olarak sakla. İsteyen Allah´ın Resulünün Suriye için hazırlandığını zannetsin, isteyen Taif, isteyen de Havazin üzerine yürüyeceğimi düşünsün. Allah´ım Kureyş´in bizi görmemesini ve yaptığımız hazırlıktan haber almamasını sağla. Böylece onları aniden ülkelerinde bastırabilelim.» Bu duasına cevap olarak, gökten Hâtib adındaki bir Mu*hacirin sırrı öğrendiğini ve uyarmak üzere Kureyş´e bir mektup gönderdiğini bildiren bir haber geldi. Hâtib mek*tubu Mekke´ye gitmekte olan Muzeyneli bir kadına ver*mişti. Kadın mektubu saçlarının arasına saklamıştı. Pey*gamber Zübeyr Cr) ve Ali (r.)´yi onun arkasından gön*derdi. Ali (r.) ve Zübeyr fr.) mektubu kadının çantasın*da bulamayınca, onu, üzerini aramakla tehdit ettiler. Bu*nun üzerine kadın mektubu verdi. Onlar da Peygamber´e ***ürdüler. Peygamber (s.a.v.) mektubu yazanı yanma ça*ğırttı. -Ey Hâtib, bunu niçin yaptın?» diye sordu. Hatib: «Ey Allah´ın Resulü, ben gerçekten Allah´a ve Resulüne inanıyorum. Ben ne imanımı değiştirdim, ne de onun yeri*ne gönlüme birşey yerleşti. Fakat ben Mekke´de nüfuzu ve gücü akrabaları olmayan bir adamım. Onların arasında yaşayan oğlum ve ailem için onların desteğini kazanmak istedim» dedi, Ömer (r.): «Ey Allah´ın Rasulü bırak da ka*fasını uçurayun. Bu adam bir münafık» dedi. Fakat Pey*gamber (s.a.v.) ona: «Ey Ömer, Allah´ın Bedir savaşma katılanlara bakıp da: ´ne isterseniz yapın, çünkü sizi affet*tim´ demediğini de biliyorsunuz?»[3] dedi.

Peygamber (s.a.v.) yardımlarına güvenebileceği bazı kabilelere de gelecek ayın, yani Ramazanın başında Me*dine´de bulunmalarını haber veren elçiler gönderdi. Be*deviler bu isteğe samimice karşılık verdiler. Kararlaştırı*lan gün geldiğinde, o zamana kadar Medine´den yola çı*kan en büyük ordu meydana geldi. Hiçbir sağlıklı Müslü*man geride kalmamıştı. Muhacirler yediyüz kişiydiler ve üçyüz atları vardı. Ensar ise dörtbin kişiydi ve beşyüz atla*rı vardı. Yola çıktıktan sonra orduya katılan kabilelerle birlikte toplam onbin kişi oluyorlardı. Atlılar, develerle yolculuk ettiler. Ve atlarını yedeklerinde ***ürdüler. Saha*beden çok yakın olan birkaç kişi hariç hiç kimse düşma*nın kim olduğunu bilmiyordu.

Yan yola geldiklerinde, Abbas, Ümmü´1-Fadl ve oğulla*rıyla karşılaştılar. Abbas artık Mekke´den aynlıp Medine´*de yaşamaya başlama zan anının geldiğine karar vermişti. Peygamber (s.a.v.) onlara da sefere katılmalarını teklif et*ti. Onların bu teklifi kabul etmesi en çok Peygamberce birlikte gelen Meymune´yi sevindirmişti.

Ümmü Seleme (r.) de Peygamber´le birlikteydi. Ver*dikleri molalardan birinde ona iki Kureyşlinin onu görmek istediği söylendi. Onlardan biri üvey kardeşi yani babası ile Peygamber (s.a.v.)´in halası Atik´in oğlu Abdullah idi. Diğeri ise Peygamber´in en büyük amcası Haris´in oğlu şair Ebu Süfyan idi. Bir zamanlar Halime onu da emzir-mişti. Ebu Süfyan yanında küçük oğlu Cafer´i de getir*mişti. Gelenlerin ikisi de vahy´den önce Peygamber´e çok yakındılar, fakat vahy gelmeye başlayınca ona sut çevir*mişlerdi. Şimdi ise ondan af dilemeye gelmişlerdi. Ve Ümmü Seleme (r.)´den aracı olmasını istiyorlardı. Ümmü Seleme (r.) Peygamber (s.a.v.)´e gitti ve «karının kardeşi, yani halanın oğlu ve senin süt kardeşin olan amcanın oğ*lu buradadır» dedi Fakat Peygamber (s.a.v.); «Onlan gör*mek için ben çağırmadım. Kardeşim yani Ümmü Sele-me´nin kardeşi bana söyleyeceğini Mekke´de söyledi[4]. Amcamın oğluna gelince, o bana leke getirdi.» cevabını

verdi. Ebu Süfyan şiirlerinde onu taşlamişti. Ümmü Sele-me onlar için yalvardı fakat bunun bir faydası olmadı. Bunu Ebu Süfyan´a haber verince o; «Ya beni görmeyi ka*bul edecek, ya da ben oğlumun elinden tutup çöle gidece*ğim, açlık ve susuzluktan ölenen kadar ilerleyeceğim, sen ?Peygamber´i kastediyordu? akrabalık bağımız bir yana, en çok üzülen kişi olacaksın» dedi. Ümmü Seleme Cr.) bunları Peygamber fs.a.v.)´e anlattığında, Peygamber onlara acıdı[5]. Ve onları çadırında kabul etmeye razı oldu. îkisi de onun çadırına gelip Müslüman oldular.

Yolculuk sırasında Peygamber s.a.vJ yolun kenarın*da, yeni doğmuş yavrularını emziren yere uzanmış bir di*şi köpek gördü ve adamlarından birinin onu rahatsız et*mesinden korktu. Bu nedenle, Demre´li Cu´eyle´ye herkes yoldan geçene kadar köpeğin yanmda beklemesini söyledi[6]. Peygamber s.a.v.)´in bu adama Amr adını vermesine rağ*men, Cuayl adı hâlâ onun için geçerliydi.

Kudeyd´de orduya, Beni Süleym´den dokuzyüz atlı da*ha katıldı. Onların sözcülerinden biri: «Ey Allah´ın Resu*lü» dedi. «Sen bizi iki yüzlü zannetti yorsun, oysa biz senin dayılarınız. sözcü kendi kabilelerinden olan Haşim´in an*nesi Atike´yi kastediyordu «Bu nedenle bizi sınaman için geldik. Biz savaşta sebat sahibi, çatışmada cesur ve eğer üzerinde sağlam duran adamlarız.»

Medine´den yola çıkan ana kuvvet gibi onlar da ken*di bayrak ve flamalarını getirmişlerdi, fakat bunlar he*men açılmamış, sarih duruyorlardı. Peygamber´den bay*raklarını açmak için izin İstediler ve ondan aralarında bir sancaktar seçmesini rica ettiler. Fakat sancakların açılma zamanı henüz gelmemişti. Çünkü onlara henüz nereye git*tikleri bile söylenmemişti.

Yola çıkarken Peygamber s.a.v bir adam göndere*rek tüm orduya şu ilânı vermesini emretmişti! «Kim oru*cunu tutmak isterse bırakın tutsun, kim de orucunu açmak isterse bırakın açsın.» Bamazanda yolculuk sözkonu-su olduğunda, Ramazandan sonra tutmak şartıyla oruç aç*ma izni verilmişti. Peygamber ve çoğu kişi haram bölgeye yaklaşmcaya kadar oruçlarını bozmadılar. Yaklaştıkları zaman Peygamber oruç açma emri verdi. Merr ez-Zeh-ran´da konakladıkları zaman, oruç bozma sebeplerinin düş*mana karşı guçlu olmak olduğunu orduya açıkladı. Bu, if*tar edilen yer konusunda birçok kişinin kafasında merak uyandırdı. Merr ez-Zehran´dan Mekke´ye bir günde uzun yolculuk yaparak veya kolayca iki günde ulaşılabilirdi. Fakat anlaşmaya bakıldığında, Kureyş´le karşı saldırıya geçmeleri imkânsız görünüyordu. Kamp kurdukları yer aynı zamanda düşman Havazin kabilelerinin yerleşim böl*gesine giden yol üzerindeydi. Yoksa Peygamber (s.a.v.) Hicaz´ın kuzeyindeki bostanına sahip olduktan sonra şim*di de güney bostanını Lât´m tapmak merkezi olan Taif´i mı ele geçirmek istiyordu?

«Düşman kim1?» sorusunun ağızdan ağıza dolaştığını duyan Ka´b ıbn Malik gönüllü olarak Peygamber´e gidip düşmanın kim oldugumı sormaya karar verdi. Fakat ona doğrudan sormaktan çekindiği için çadırın önünde oturan Peygamber´e gitti. Onun yanına diz çökerek bu sefer için yazdığı birkaç beyti okudu. Bu beyitlerde adamların kılıç*larını çekme noktasına geldiklerine-, kendi aralarında düş*manın kim olduğunu soruşturduklarına, ve eğer kılıçların dili olsa onların da aynı soruyu soracaklarına değiniliyor*du. Fakat Peygamber´in cevabı gülümseme oldu. Ve Ka´b hiçbir şey elde edemeden adamların yanma döndü,

Onların karşılaşacakları şeyi arzulamaları, Kureyş´in ve Havazin´in aynı soruya cevap araştırmalarıyla karşı*laştırıldığında sadece kuru bir meraktan öteye gitmiyor*du Büyük Havazin kabilesi, Necd çölünün güney ucunda*ki tepeliklere yayılmış´bir kabileydi. Taif de bu tepeler*den birinin üzerindeydi. Taif´te yaşıyan ve oradaki tapi-nngı koruyan Sakîfiler Havazin kabilesine Yesrib´den on-bın kişilik bir ordunun yola çiktıgını ve her ihtimale karşı ha/.ır olmaları gerektiğini haber vermişlerdi. Havazin boylarının çoğu bu habere cevap verdi ve Taif´in kuzeyindeki avantajlı bir bölgeye asker yığmaya başladılar.

Rureyşliler İse Mekke´den çok Taif´in tehlikede olduğu*nu düşünmeyi tercih etmelerine rağmen anlaşmayı bozduk*larının farkındaydılar. Peygamber´in anlaşmayı reddetme*siyle birlikte, bu, onları hemen hemen ümitsizlik noktası*na getirdi. Peygamber (s.a.v.) bunun farkındaydı. Bu ne*denle, onların korkusunu daha da arttırmak için karanlık bastırdığında herkesin dağılmasını ve birer ateş yakmasını emretti. Mescid´i Haram civarında onbin kamp ateşinin yandığı görülüyordu. Muhammed´in (s.a.v.) ordusunun, korktuklarından daha büyük olduğunu bildiren haberler Mekke´ye ulaştı. Acele bir meclis toplantısından sonra Ku*reyşliler Ebu Süfyan´ın tekrar Peygamberle görüşmek tek*lifini kabul ettiler. Onunla birlikte, Bedir savaşını durdur*mak için elinden geleni yapan Hatice´nin yeğeni Hâkim ve Hudeybiye´de Peygamber (s.a.v.)´e yardım eden ve an*laşmanın bozulmasından sonra kabilesinden bazı adamlar*la birlikte Medine´ye giden Huza´ah Hudeyl de gittiler Kampa yaklaştıklarında, beyaz bir katarın üstünde kendile*rini karşılamaya gelen bir adam gördüler. Bu adam yolda Mekke´ye mesaj gönderebileceği bir adam bulabileceği ümidiyle kamptan ayrılan Abbas´tı. Ona göre, Kureyşliler çok geç kalmadan Peygamber´e bir delege göndermeliydi*ler. Birbirlerini farkettiklerinde selâmlaştılar. Abbas on*ları Peygamber´in çadırına ***ürdü. Ebu Süfyan: «Ey Mu-hammed (s.a.v.)» dedi, «Sen akrabalarına karşı bir kısmı tanınan bir kısmı tanınmayan bir sürü insanla geldin» Peygamber (s.a.v.) onun sözünü keserek «ihanet eden siz*siniz. Hudeybiye anlaşmasını siz bozdunuz. Beni Ka´b´a da saldırdınız. Böylece Allah´ın haram bölgesine ve Mescidi*ne tecavüz ettiniz» dedi. Ebu Süfyan konuyu değiştirme*ye çalıştı ve: «Sen asıl kızgınlık ve stratejini Havazin´e yö*neltmeliydin. Çünkü onlar sana akrabalık yönünden uzak ve düşmanlıkta daha aşındırlar» dedi. «Ümit ederim ki,» dedi Peygamber (s.a/v.h «Rabbim bana bunların hepsini lütfedecek-Mekke´nin fethini, orada İslam´ın zaferini ve

Havazin´in bozgununu Yine ümit ederim ki, onların aile*lerini esirler ve mallarını da ganimet olarak bahşedecek» Daha sonra o üç adama dönerek: «Allah´tan başka ilah ol*madığına ve benim Allah´ın Resulü olduğuma şehadet edin» dedi. Bunun üzerine Hakim ve Hudeyl hemen Müs*lüman oldular, fakat Ebu Süfyan sadece «Allahtan başka ilah yoktur» dedi ve sustu. Şehadetin ikinci bölümünü de tekrarlaması söylendiğinde «Ey Muhammed (s.a.v.) nef*simde bununla ilgili hâlâ bir tereddüd var; ona biraz müh*let ver» dedi. Bunun üzerine Peygamber amcasına onları kendi çadırına ***ürmesini söyledi. Şafakta kampta sabah ezanı okunuyordu. Ebu Süfyan bu sesi duyunca şaşırmıştı. «Bu da nesi?» dedi, Ebu Süfyan. Abbas: «Namaz» dedi. Ebu Süfyan: «Günde kaç defa namaz kılıyorlar?» diye sordu. Beş defa olduğunu söyleyince: «Tanrım bu çok fazla!» dedi. Daha sonra adamların, Peygamber´in abdest suyundan bir damla alabilmek için itişip kakıştıklarını gördü. «Ey Fadl´m babası, buna benzer bir bağlılık görmedim» dedi Abbas: «Yazıklar olsun!» «imana gel!» dedi. Ebu Süfyan: «Beni ona ***ür» dedi. Namazdan sonra Abbas onu tekrar Peygamber´e ***ürdü ve Ebu Süfyan orada kelime-i şeha*detin tamamını söyledi. Abbas Peygamber´i kenara çeke*rek: «Ey Allah´ın Resulü, Ebu Süfyan´m şeref ve ihtişama ne denli önem verdiğini bilirsin. Bu yüzden ona birşeyler lütfet» dedi. «Peki» diyen Peygamber Umeyyeli liderin ya*nına gitti ve ona Kureyş´e döndüğünde şöyle demesini söy*ledi: «Kim Ebu Süfyan´m evine girerse güvenliktedir, kim kendi kapısını kitleyip içerde kalırsa güvenliktedir ve kim Mescid´e girerse güvenliktedir.»





--------------------------------------------------------------------------------

[1] W. 791

[2] M, 807-8- W. 794



[3] I.I. C00.10

[4] Bak. Böl. XXI

[5] W. 811

[6] V/. 804



ISRA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   ISRA nickli üyeye özel mesaj gönderin ISRA tarafından gönderilen bütün mesajları bul Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Tags: ,

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Karı-kocanın arasının bozulması durumunda bir mümini hakem yapmak KONUSU İLE İLGİLİ A ttemizsoy Kur'an Fihristi 0 21-05-2008 22:29
Namazda Abdestin Bozulması ttemizsoy Fıkıh Ve Akaid 0 16-03-2008 01:42



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Saat 16:59.

Forum Saati + 2 Olarak Ayarlanmıştır.

Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.

www.ilimhazinem.com

627 631 632 634 635 636 638 639 642 643 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 681 682 683 685 686 688 689 699 700 701 702 703 704 705 712 717 718 719 720 721 722 724 725 726 727 728 729 730 731 732 734 735 736 737 738 739 740 742 743 744 745 746 753 758 760 761 762 763 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 787 788 789 790 791 792 793 795 796 797 800 801 802 803 805 806 808 809 810 811 814 818 819 820 821 822 824 825 826 827 832 833 836 837 838 839 840 841 842 844 845 846 850 851 854 855 856 857 858 859 860 861 862 863 864 865 866 867 871 872 873 874 875 876 877 878 879 880 881 882 883 884 885 886 887 888 889 893 894 895 896 897 898 899 900 901 902 906 908 909 912 913 914 915 916 917 918 919 920 921 922 924 925 926 927 928 929 930 931 932 933 934 935 936 937 938 939 940 941 942 944 945 947 949 952 953 954 955 958 967 970 971 973 980 981 984 987 988 989 990 991 992 993 994 995 999 1000 1001 1002 1003 1004 1005 1006 1007 1008 1009 1010 1011 1013 1014 1015 1016 1017 1018 1019 1020 1021 1022 1023 1024 1025 1026 1027 1028 1029 1030 1031 1032 1033 1034 1035 1036 1037 1038 1039 1040 1041 1042 1043 1044 1045 1046 1047 1048 1049 1050 1051 1052 1053 1054 1056 1057 1058 1059 1060 1061 1062 1063 1064 1065 1066 1067 1068 1069 1070 1071 1072 1073 1074 1075 1076 1077 1078 1079 1080 1081 1082 1083 1084 1085 1086 1087 1088 1089 1090 1091 1092 1093 1094 1095 1096 1097 1098 1099 1100 1101 1102 1103 1104 1105 1106 1107 1108 1109 1110 1111 1113 1114 1115 1116 1117 1118 1119 1120 1121 1124 1125 1128 1129 1130 1131 1135 1136 1137 1138 1139 1140 1141 1142 1143 1144 1145 1146 1147 1148 1149 1150 1151 1152 1153 1154 1155 1156 1157 1158 1159 1160 1161 1162 1163 1164