Görüntülemeler : 74 √ Cevap Sayısı : 1 |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 |
![]() ![]() |
Hz. Ömer’in hilafet günleri, İslam’ın izzet, şeref ve adalet günleridir. On buçuk yıl süren hilafet görevi ile değil sadece dostlarına, düşmanlarına bile bir çok şey öğretmiştir. İmamet ve hilafetin ne demek olduğunu çok iyi anlayan o yüce insan, bir ömür İslam toplumunu büyük bir dikkat ile yönetmiş, en küçük bir sapmaya yada bozulmaya karşı çok ciddi önlemler almıştı. İşte o günlerin birinde altı yıl Nübüvvetin mesajına, cahiliyenin kendi üzerinde oluşturduğu taassuptan dolayı karşı olan Hz. Ömer, Peygamber Mescidinde, genç neslin ellerindeki en büyük imkân olan imanın yüceliğini anlamaları için cahiliye ile İslam arasındaki farkları onlara anlatıyor.
Zaman zaman duygulanan, zaman zaman kızan Raşid Halife, özellikle Medine’nin gençlerine İslam’ın kıymet ve değerini öğretme adına diyor ki: “Biz öyle karanlık bir zaman diliminde yaşadık ki! Kız çocuklarımızı ‘hadi dayına gidiyoruz’ diye yanımıza alır; Mekke’nin dışına çıkarır, kendi ellerimizle kazdığımız çukurlara diri diri onları gömerdik. Yine ellerimizle helvadan putlar yapar, acıkınca biraz önce önünde el-pençe divan durduğumuz o putları yerdik.” Hz. Ömer’i “İbnu’l-Faruk/Faruk’un Oğlu” olarak tanıyan ve yüce kameti hiç kimselerin akıllarına gelmeyen ince, derin ve uzak görüşlülüğü ile bilen ve Hz. Peygamber’den onun hakkında; “Ömer’in dilinin üzerinde meleğin dili vardır; Ömer konuşan değil, konuşturulandır” sözlerini işiten o gençler, böyle bir insanın nasıl kız çocuklarının gömülmesine seyirci kaldığını ve nasıl helvadan yapılmış putlara tazim ederek cahiliyenin inançlarına kapı açtığını bir türlü anlayamıyorlardı. Çünkü onlar Hz. Ömer’i hep farukiyeti ile tanımışlardı. Cemaatte bulunan bir genç daha fazla dayanamadı, ayağa kalktı ve Hz. Ömer’e dedi ki: “Ey Müminlerin Emiri! Siz cahiliyede bu işleri yaparken aklınız yok muydu? Ancak aklı olmayan biri bunları yapabilir!” Bir anda Hz. Ömer’in yüzünde acı bir tebessüm belirdi ve üzerinde durup saatlerce düşüneceğimiz şöyle bir cevap verdi: Ya Büneyye! İndena akıl, ve lakin lem tekün indena hidayet” yani “Ey Evladım! Aklımız vardı, ama hidayetimiz yoktu.” Öyle ya, hidayetsiz akıl ne işe yarar ki! Hidayetsiz akıl, ışıktan mahrum olan göz gibidir. Gözü olup da, ışıktan mahrum biri, var olan gözüne rağmen halen nasıl körlük çekiyorsa; aklı olup da, hidayetten mahrum olan biri de, akıl gibi büyük bir nimete rağmen, delilere rahmet okutacak işler yapabilir. İşte Hz. Ömer cahiliye günlerinde kendilerinde olan en büyük eksikliği böyle dile getiriyor ve Medine’nin genç Müslümanlarına hidayetin ne kadar önemli olduğunu veciz bir şeklide böyle ifade ediyordu. Hz. Ömer, İslam’ın kıymetini çok iyi anlayan biriydi. O, cahiliyenin zifiri karanlığından, en büyük hidayet kaynağı olan Kur’an’ın mesajları ile kurtulmuştu. Bunun içinde; “İslam’dan daha büyük şeref mi olur?” diyordu. Ömerü’l-Faruk biliyordu ki; Kur’ansız bir dünya, aklını kaybeden yani, deli olan bir insan gibidir. Çünkü “Kur’an, dünyanın aklıdır.” Kur’an gibi bir nimetten mahrum olan birinden hayatının tamamında bir istikrar, düzen ve adalet beklemek boşa bir bekleyiştir. Kur’an’ın hidayet dağıtan mesajlarından önce, o günün dünyasında en modern ve en ilerici olan Mekke toplumunun cahiliye diye isimlendirilmesi asla o insanların bilinen manada bir cahil oldukları yanlışına bizleri düşürmemelidir. Unutmamalıyız ki, o günün Mekke’si coğrafi, tarihi, iktisadi ve kültürel anlamda dünyanın merkezi konumundaydı. Böyle üstün meziyetleri olmasına rağmen cahiliye diye isimlendirilmesi, hidayetten ve hidayetin en büyük kaynağı olan Kur’an’dan mahrum olmalarından kaynaklanıyordu. Bu bilgiler ışığında o günlerden bu günlerimize bir pencere açarsak; modern cahiliyenin mahrum olduğu şeyinde, Mekke cahiliyesi ile aynı olduğunu görmekte zorlanmayız. Bugün koca koca adamların, isimlerinin önünde ve arkasında büyüklüklerini (!) ifade eden unvanlar taşımalarına rağmen, dağdaki hiçbir şeyden haberi olmayan ümmi bir çobanı dahi güldüren sözlerini duyunca, hidayetin kıymet ve değerini daha iyi anlıyor; bu insanların gözlerine rağmen körlük çekmelerini, akıllarına rağmen dengeden mahrum işler yapmalarının sebebini daha iyi bir anlıyoruz. Ne diyelim; Rabbim hepimize hidayet versin. Hidayetin yegâne kaynağı olan Kur’an’ın hayat veren mesajlarını anlamayı bizlere nasip etsin. Dünyalarımızı karartmak isteyen, hidayet mahrumlarının, ahiretlerini kurtarmak zorunda olduğumuz gerçeğini bizlere unutturmasın. (âmin) m.emin yıldırım
|
|
|
|
| Yandaki Kullanıcılar güzide Arkadaşımıza Teşekkür Etti | HaZaN (01-12-2009) |
|
|
#2 |
![]() ![]() Üyelik tarihi: 19-07-2008
Yaş: 24
Mesajlar: 865
Rep Gücü: 30
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Teşekkür Sayısı: 105 272 Mesajda 446 Teşekkür Aldı |
Ya Büneyye! İndena akıl, ve lakin lem tekün indena hidayet” yani “Ey Evladım! Aklımız vardı, ama hidayetimiz yoktu.”
cümlemize hidayetini nakşet RABBİM
Sen 55 yıl Mescid- i Aksa' nın nöbetiyle şereflenen ecdad... Ben bir kere onu göremeden öleceği için korkan bir evlad... Allah Mescid- i Aksa yollarını açsın..Bizi de oralara gidip, müslümanın derdine ortak olmaya çağırsın... RABBİM; BANA ŞEHADETİ NASİP EDECEK AMELLER NASİP EYLE! (amin)
|
|
|
|
![]() |
| Tags: hayati, hidayeti, hz omer |
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Ama anne onun sizden baska kimsesi yoktu… | ISRA | Öykü Ve hikaye | 0 | 26-08-2008 12:56 |
| Abdurrahman Yalçınkaya yine yoktu | ISRA | Güncel Haberler | 0 | 26-04-2008 02:10 |
| Vadi'de adı vardı, kendisi yoktu | haberci | Güncel Haberler | 0 | 25-04-2008 01:40 |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Saat 11:33.
Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
www.ilimhazinem.com
Lisanlı Bir Forum Sitesidir